4.7. TEOLOJİK AGNOSTİSİZM VE METODOLOJİDEN ONTOLOJİ ÜRETME YANLIŞI

Buraya kadar yazdıklarımızdan anlaşılacağı gibi, mucizeler sorununun ele alınmasında kuantum teorisinin konuya katkısını önemli bulsak da ‘kuantum teorisiyle temellendirilmiş bir ihlalsiz mucize anlayışı’nın mutlak olarak doğru veya gerekli olduğunu savunmuyoruz. Mucizelerin yasa ihlaliyle gerçekleşip gerçekleşmediği tartışmasındaki pozisyonumuzu ‘teolojik agnostisizm’ olarak niteleyebiliriz. Bu konudaki agnostisizmimizin sebebi, mevcut şıklar arasında birinin diğerlerinden daha rasyonel olduğuna dair bir kanaatimizin olmayışıdır. Bu pozisyonumuzu ayrıca ‘teolojik’ ifadesiyle nitelendirmemizin sebebi ise Tanrı inancımız ve kutsal metinleri anlayış şeklimiz açısından, yani teolojik açıdan da karşımıza çıkan şıklardan birini tercih etmemiz için bir sebep belirleyemememizdir. Kendimizin bu konuyla ilgili olarak benimsediği bu yaklaşımı, Tanrı’nın varlığı ve sıfatlarıyla ilgili teizmin temel inaçlarına, ayrıca kutsal metinler  gibi dini kaynaklara aykırı olmayan hususlarda, eğer Tanrısal hikmetin neyi gerektirdiğini bilemiyorsak ve rasyonel bir yaklaşımla da bir tercih yapamıyorsak; böyle konularda ‘teolojik agnostisizm’i benimsemenin en tutarlı yol olduğunu söyleyerek öneriyoruz.

Bu kitaptan önce, insanın iki ayrı cevherden mi tek cevherden mi yaratıldığı; ayrıca Tanrı’nın, evrimi, canlıları bir yaratma metodu olarak kullanıp kullanmadığı tartışmalarında da ‘teolojik agnostisizm’i benimsemenin en tutarlı yol olduğunu savunmuştuk. Bahsedilen iki çalışmamızda, önce, rasyonel açıdan -bilimsel ve felsefi irdelemeyle- ‘insanın tek cevherden mi, iki cevherden mi yaratıldığı’ ve ‘canlıların evrimsel bir mekanizmayla oluşup oluşmadığı’alternatiflerinden birisini seçmemiz için -bizce- rasyonel bir sebep olmadığını, bilimsel ve felsefi bir irdelemeyle göstermeye çalıştık. Bu iki çalışmamızda da metodolojik natüralizmin, bilimsel çalışmalarda apriori olarak benimsenmesinin, madde-dışı bir cevher olamayacağı ve evrim teorisinin tartışılmaz olduğu iddialarının gerçek kaynağı olduğu kanaatine vardık. Aynı şekilde, mucizelerin imkanına her ne kadar teolojik sebeplerle karşı çıkılmış olsa da, bu karşı çıkıştaki sebeplerin başında bile metodolojik natüralizmin apriori bir şekilde bilimin metodu olarak benimsenmesi gelmektedir.

Felsefi natüralizm (philosophical naturalism), birçoklarınca ontolojik natüralizm (ontological naturalism) ve metafizik natüralizm (metaphysical naturalism) olarak da anılır; bu görüşe göre, ‘doğa’ dışında hiçbir varlık yoktur, bu görüşün88 tamamen materyalizme ve ateizme özdeş olduğu söylenebilir. Diğer yandan metodolojik natüralizm (methodological naturalism) ve bilimsel natüralizm (scientific naturalism) ile bilimin metodunun ne olması gerektiğine dair bir iddiada bulunulur. Buna göre doğanın dışındaki sebeplerle -böyle sebepler, örneğin Tanrı varsa bile- doğa açıklanmamalıdır. Metodolojik natüralizmin, Tanrı’nın yokluğuna dair bir yargı ileri sürmediği için, dinlere karşı nötr bir pozisyonda olduğu ileri sürülmüştür; Alvin Plantinga’nın da eleştirdiği bu görüşün, doğru olmadığı kanaatindeyiz. Metodolojik natüralizmin metot olarak benimsenmesiyle, daha baştan -herhangi bir araştırma veya tartışma olmadan- mucizelerin imkanı dışlanır. Doğadaki her şeyin sadece ‘doğal sebepler’ ile açıklanması gerektiğini söyleyen bir sistemle, Tanrısal müdahale (doğa-üstü Sebep) nasıl uyuşur Teolojik sebeplerle ‘ihlalci mucize’ anlayışına karşı çıkışların önemli bir bölümünün altında bile metodolojik natüralizmle çatışmaları azaltma çabası olduğunu söyleyebiliriz.

Din-bilim çatışmasıyla ilgili birçok sorunun altında, apriori bir şekilde, metodolojik natüralizmin bilimin yegane metodolojisi olarak benimsenmesi ve daha sonra bu metodolojiden yola çıkılarak ontoloji üretilmesi olduğunu söyleyebiliriz. ‘Doğadaki olayların sadece doğal sebeplerle tarif edilmesi gerektiği’ metodolojiyle ilgili bir seçimdir; ‘doğadaki her olayın doğal sebeplerle oluştuğu’ ve ‘doğa-dışı bir gücün bunlara etkisinin olmadığı’ ise ontolojik bir iddiadır. Mucizeleri birçok kişinin ‘natüralist metodoloji’lerine aykırı buldukları için daha baştan reddettiklerini gözlemlemekteyiz. Söylenen adeta şudur:

“Doğa-dışı bir sebebin oluşturduğu olgular (mucizeler) bilimin araştırma konusu olamaz; demek ki doğa-dışı bir sebebin oluşturduğu olgular (mucizeler) yoktur.” Bu yanlışa, ‘metodolojiden ontoloji üretme yanlışı’ diyebiliriz. Oysa ontoloji, neyin var olup olmadığı ve varlığın nasıl, ne şekilde ‘olduğu’ ile ilgiliyken; metodoloji neyin, nasıl, ne şekilde var olduğunu ‘nasıl anlayacağımız’ ile ilgili olmalıdır. Eğer metodolojimiz ile varlık hakkında tatmin edici bilgi elde edemiyorsak; bizce yapılması gereken, bu konuda agnostik bir tutum benimsemektir. Metodolojimizin varlığın anlaşılması için bir araç olduğunu, metodolojimizle keşfedilemeyecek olanların yok sayılmaması gerektiğini bilmeliyiz. Yapılan bu yanlış, elindeki metreyle ölçmeyi metodoloji olarak benimseyen birinin, uzaktaki yıldızların uzunluğunu ölçemezse, onların uzunluklarının olmadığını (ontolojik bir görüş) iddia etmesine benzer.

Sonuçta, mucizelerin -özellikle ihlalci mucizelerin-imkanının reddedilmesinin en önemli nedeninin, içinde bulunduğumuz çağın paradigması ve bu paradigmaya bağlı olarak benimsenen metodoloji (metodolojik natüralizm) olduğunu düşünüyoruz. Bu metodolojinin mutlaka benimsenmesi gerektiğine dair iddiaları yanlış bulduğumuzdan, ihlalci mucize anlayışına karşı çıkmak için bir sebep göremiyoruz. Mersenne’in, Boyle’un ve Swinburne’ün yaklaşımlarını, tasdik etmemekle beraber, doğruluklarının ‘mümkün’ olduğu alternatifini de yadsımadığımızdan dolayı, ‘ihlalci olmayan mucize anlayışı’nı temellendirme çabasını, mutlak bir zaruret olarak algılamıyoruz. Böyle olunca, ‘ihlalci olmayan bir mucize anlayışı’ konusunda agnostik kalıyoruz ve bu konuda kuantum teorisine mutlak olarak ihtiyaç duyulduğu yargısından uzak duruyoruz.

Diğer yandan, Tanrı’nın mucizeleri gerçekleştirmek için doğa yasalarını ihlal ettiği hususunda ısrarcı olmak için de bir neden göremiyoruz. Hz. Musa’ya denizin yarılması ile ilgili verdiğimiz örneği ele alalım: İster Tanrı, doğa yasalarını ihlal edip bunu gerçekleştirmiş olsun, ister daha önce anlatılanlara benzer şekilde doğa yasaları çerçevesinde bunu gerçekleş-tirmiş olsun; her halükarda, tektanrılı dinlere inananlar için bu olay mucize olacaktır. Tanrı’nın doğa yasalarını ihlal ederek mucize oluşturduğunu savunan bir teiste “Tanrı isterse, doğa yasalarını hiç ihlal etmeden mucizeleri gerçekleştirebilir mi” diye sorarsanız, her şeye gücü yeten bir Tanrı anlayışına sahip teist “Elbette” diyecektir. O zaman, Tanrı’nın kendi koyduğu yasaları isterse ihlal edebileceği -Newton ve Boyle da buna vurgu yapmıştı- yargısı, mutlak olarak ihlal ettiği yargısını kapsamaz. Tanrısal hikmetin bu alternatiflerden hangisini gerektirdiğini bilemiyoruz ve bildiğini iddia edenlerin argümanlarını da tatmin edici bulmuyoruz. Bu yüzdendir ki ‘teolojik agnostisizm’i benimsiyoruz.

Sonuçta, mucizeler sorunu hakkında, içinde bulunduğumuz asırdaki -teist düşünürlerce- en çok tartışılan husus olan, mucizelerin, doğa yasalarının ihlali ile mi ihlalsiz mi gerçekleştiği sorununa karşı ‘teolojik agnostik’ tavır belirlememizin sebeplerini beş maddede kısaca şöyle özetleyebiliriz:

1. Doğa yasalarına karşı kimi felsefi yaklaşımlarda (örneğin düzenci yaklaşımda) doğa yasalarının ihlali diye bir
sorun kalmamaktadır.

2. Evrenin determinist zorunlulukçu yasalarla işleyen kapalı bir sistem olduğunu kabul etsek bile, hala, ‘baştan
müdahale’ ile ihlalsiz mucize anlayışı savunulabilir. Diğer yandan, doğa yasalarının yaratıcısı bir Tanrı’nın, mucizeleri
oluştururken doğa yasalarını ihlal ettiği savunulacaksa, zaten bir model (baştan müdahale veya kuantum boşluklarından faydalanma gibi) göstermeye ihtiyaç yoktur.

3. Bilimsel yasaların evrenin ontolojik yapısını olduğu gibi açıkladığını savunan realist bir tavır benimsersek, karşımıza
modern bilimin en temel teorilerinden biri olan ve evrende ontolojik indeterminizm olduğu iddiasına yer veren kuantum teorisi çıkar. Bu teorideki objektif olasılıklar ise ihlalsiz mucize anlayışına olanak tanır.

4. Teolojik açıdan, Tanrı’nın isterse doğa yasalarını ihlal edebileceği söylenerek, ihlal ettiği temellenemez. Aynı
şekilde, Tanrı’nın isterse doğa yasalarını ihlal etmeden mucize gerçekleştirebileceği de ihlal etmeden gerçekleştirdiği
anlamını taşımaz. Bu iki alternatiften herhangi birinin, Tanrı’nın varlığı ve sınırsız kudreti gibi, tektanrıcı dinlerin en
temel teolojik inançlarıyla çeliştiğini düşünmüyoruz.

5. Tektanrılı dinlerin kutsal metinleri olan Eski Ahit, Yeni Ahit ve Kuran’da mucizelerin anlatımı vardır, ama bunların, yasa ihlali anlamına geldiğini ifade eden -Humecu ve Voltaireci- bir tarif yoktur. Bu da teolojik açıdan, ihlal etme ve etmeme şıklarından birisinin seçilmesinin zaruri olmadı-ğını desteklemektedir.

Bilinebilecek konuların tespiti kadar, bilinemeyecek konuların tespiti de felsefi bir uğraştır. Aynı şekilde, din felsefesi açısından, kudretli bir Tanrı’ya inanan teistlerin, ihlalci veya ihlalci olmayan yaklaşımlardan birini benimsemek zorunda olmadıklarını, hatta bu yaklaşımlardan hangisinin doğru olduğunu belirleyemeyeceklerini tespit etmek de önemlidir. Bu konudaki agnostik tavır iki şekilde olabilir. Birincisinde içinde bulunduğumuz dönemdeki bilgi seviyemizin agnostikliği gerektirdiği, ilerleyen bilim düzeyi ile bunun aşılabileceği savunulabilir. İkincisinde ise içinde bulunduğumuz agnostik tavırdan çıkılmasının hiçbir zaman -bu dünyada- mümkün olmadığı savunulabilir; bu, ‘güçlü agnostik tavır’dır ve bu konudaki bizim yaklaşımımız da ‘güçlü agnostik tavır’ benimsemek yönündedir. Gelişen bilimin, bir gün, Einstein’ın istediği gibi, kuantum teorisinin determinist yapıda olduğunu göstereceği düşünülebilir. Fakat en determinist yaklaşımda bile ‘baştan müdahaleyle ihlalsiz mucizeler’ hala savunulabilecektir veya doğa yasalarına felsefi yaklaşımda ‘yasa ihlalinin anlamsız olacağı’ alternatifler benimsenebilecektir. Kısacası, kudretli bir Tanrı’nın varlığına ontolojilerinde yer verenler için her iki alternatif de hep mümkün olacaktır ve bu mümkünlerin içinden hangisini seçeceğimizi belirleyemeyeceğimizi düşünüyoruz. Teizmle, deizm ve natüralizm arasındaki en temel sorun, kudretli bir Tanrı’nın var olup olmamasıyla ilgilidir; kudreti sınırsız bir Tanrı’nın varlığını kabul eden teistler için ise mucizelerin ihlalle veya ihlalsiz gerçekleştiğinin çok da önemi yoktur.

ÖNCEKİ YAZI: 4.6. KUANTUM BELİRSİZLİKLERİNİN BELİRLENMESİYLE MUCİZE OLUŞTURULMASI

SONRAKİ YAZI: 5. BÖLÜM TANITIMI

default
Post Written by
?>