5.6. TANRI’NIN BİLGİSİ VE ÖZGÜR İRADE

Teist dinlerde mükemmel bir Tanrı’ya inanç esastır. Tanrı’nın mükemmelliğine inanç, Tanrı’nın her şeyi bildiğine (omniscience) inancı da gerektirmektedir. ‘Her şey’ ifadesiyle geçmişte gerçekleşmiş olan olaylar kastedildiği gibi, gelecekte olacak olaylar da kastedilmektedir. Bu inancın, özgür irade açısından bir sorun oluşturup oluşturmadığı felsefi ve teolojik birçok tartışmanın konusu olmuştur: Tanrı eğer gelecekte olacak olayları biliyorsa, önceden bilinen bu olayları gerçekleştiren insanların özgür iradeleri olduğundan bahsedilebilir mi?

Teist düşünürlerin çoğunluğu, Tanrı’nın gelecekte olacak olayları bilmesiyle, insanların özgür iradeye sahip olmaları arasında bir sorun görmemişlerdir. Fakat, teist düşünürlerin ve mezheplerin bu konuda farklı yaklaşımları olduğu da bilinmelidir. Örneğin, İslam dünyasında ortaya çıkmış olan Cebriye mezhebini benimseyenler, insanların özgür iradeleri olmadığını söyleyerek bahsedilen soruya cevap vermişlerdir. Cebriye mezhebini benimseyenlere göre, Tanrı’nın her şeyi bilmesi, Tanrı’nın her şeyi gerçekleştiriyor olmasından (Tanrı’nın tek fail olmasından) kaynaklanmaktadır ve özgür irade diye bir şey yoktur. Tanrı’nın geleceği bilmesi ile özgür irade arasında olduğu söylenen sorunu, özgür iradenin varlığını reddederek çözmeye kalkanlara karşın; geleceğin, Tanrı için bile bilinmez olduğunu söyleyerek çözmeye kalkanlar da olmuştur. Alfred North Whitehead, Tanrı’nın, gelecekte olabilecek tüm ihtimalleri bilmesine karşın, bu mümkün olasılıklardan hangisinin gerçekleşeceğini bilme-diğini savunur. Whitehead’den etkiler alan başka süreç felsefecileri ve teologları da bu görüşü tekrarlamışlardır. Diğer yandan ‘açık teizm’i savunanlar, Whitehead’den farklı olarak, Tanrı’nın mutlak kudretine vurgu yapmalarına rağmen, onlar da Tanrı’nın geleceği bilmediğini savunmuşlardır. ‘Açık teistler’, Tanrı’nın geleceği bilmemesinin Tanrı için bir eksiklik olmadığını, çünkü ontolojik olarak belirsiz bir şeyi bilmenin kemal olmadığını, geleceğin ise belirsiz olduğunu savunurlar.

Peacocke gibi kuantum indeterminizmini Tanrısal etkinlikle beraber değerlendiren bazı düşünürler, Tanrı’nın kuantum belirsizliklerini belirlemediğini (belirsiz bıraktığını) Pollard ve Murphy gibi düşünürlerden farklı olarak savunmuşlardır. Peacocke, geleceğin, Tanrı için bile belirsiz olduğunu ve Tanrı’nın kendisini gönüllü olarak sınırladığını savunanlara örnek olarak verilebilir. O, geleceğin hiçbir ontolojik statüsü olmadığını, bu yüzden Tanrı’nın, sadece gelecekteki durumlarla ilgili olasılıkları (mümkün olan durumları) bilebildiğini söylemiştir. O, bu anlayışının aktif bir Tanrı inancıyla çelişkili olmadığını, ayrıca Tanrı’nın gönüllü olarak kendisini sınırladığını ve mantıksal olarak geleceğin bilinemeyeceğini savunduğu için, bu yaklaşımının, teizmin kudretli Tanrı anlayışıyla çelişmediğini düşünmektedir. Peaocke, Tanrı’nın, doğada açıklık ve esnek bir yapı yaratmak suretiyle özgür iradeli insanların yaratılışını gerçekleştirdiğini ifade etmektedir. İslam dünyasında buna yakın görüşlerin Peacocke’den bin yıl kadar önce Hişam bin el-Hakem ve Hüseyin el-Basri tarafından dile getirildiğini söyleyebiliriz. Onlara göre Tanrı, eşyanın hakikatini ve mahiyetini ezelde bilir (bu, Peacocke’un ve Whitehead’in, Tanrı’nın mümkün tüm olasılıkları bildiğini söyleyen yaklaşımlarına kısmen benzer) fakat tek tek olayları ancak gerçekleşince bilir; çünkü onlar olmadan önce yokturlar ve bilinemezler.

Tanrı’nın geleceği bilmediğini savunanlar, determinizmden bağımsız (indeterminist) alan(lar)ın olduğunu savunmak zorundadırlar. Çünkü, determinizm, geleceğin okunabilmesi için olanak sunar. Kaos teorisi, determinist bir evrende üstün bir zekanın (örneğin Laplace’ın cininin) geleceği hesapla-yamayacağını göstermektedir. Fakat bu, epistemolojik bir belirsizliktir; böylesi bir belirsizlik, geleceğin, önceden ontolojik olarak belirli olmasını engellemez, ontolojik olarak belirli bir geleceği ise Tanrı’nın bilmediği iddia edilemez. Teizmin Tanrısı sadece evreni gözlemleyen üstün bir zeka değildir. O, aynı zamanda, gözlemlenen olguların ve tüm potansiyeliyle evrenin yaratıcısıdır. Teizmin Tanrısı’nın epistemolojik bir eksiklikten dolayı, aslında belirli olan bir geleceği bilmediğini ileri sürmek akla aykırı olacaktır. İnsanların dualizm veya zuhur olmayla özgür iradeye sahip olduğunu veya kuantum teorisiyle beraber indeterminizmi savunanlar, ontolojik bir belirsizliğin varlığını savunabilirler. Tanrı’nın geleceği bilmediğini savunanlar, ‘geleceğin belli olmadığı’ için bilinmediğini savunmak zorundadırlar. Bu görüş, Tanrı’nın ontolojik belirsizlikleri belirlemediği görüşüyle birleştirilmezse, yine geleceğin belirsiz olduğu ve bu yüzden Tanrı’nın geleceği bilmediği savunulamaz: Bilimsel determinizm kadar teolojik determinizm de geleceğin Tanrı için belli olduğu anlamını taşır. Bu hususla ilgili olarak özellikle şu noktaya dikkat edilmesi gerektiği kanaatindeyiz: Bilimsel determinizmi ve teolojik determinizmi reddetmek, Tanrı’nın geleceği bilmediği iddiasının zaruri iki şartı olsalar da bu iki şartın varlığı, Tanrı’nın geleceği bilmediğini göstermeye yetmez. Nitekim kuantum teorisiyle veya dualizmle determinizmden bağımsız alanların olduğunu ve Tanrı’nın özgür iradeli bireylerin eylemlerini gerçekleştirmelerine izin verdiğini özgür iradenin teolojik ve bilimsel determinizmden bağımsız olduğunu- savunan birçok düşünür, Tanrı’nın geleceği tamamen bildiğini savunmakta bir sorun görmemişlerdir ki bizce de isabetli olan budur.

Peacocke’unki gibi yaklaşımlarda, libertaryan anlamda özgür iradenin varlığının savunulması adına, geleceğin Tanrı için bile belirsiz olduğunun ifade edildiğini söyleyebiliriz. Diğer yandan bilimsel determinizmle özgür iradenin uzlaşabileceğini savunan ılımlı deterministler, teolojik determinizmle özgür iradenin uzlaşabileceğini de rahatça savunabilirler. Bağdaşırcı yaklaşımı teistik bir yaklaşımla beraber savunanlar, libertaryan özgür irade anlayışını, Tanrı’dan bağımsız olarak gerçekleşen olayların varlığını savunduğu, bunun ise Tanrı’nın hükümranlığına zıt olduğu için eleştirmektedirler. Ayrıca, libertaryanizm adına indeterminizmin eylemlerimizin kaynağı yapılmasının, eylemlerimizin rastgele olduğu anlamına geleceğini, bunun ise eylemlerimizden sorumlu olamayacağımız anlamını taşıdığını söyleyerek libertaryan yaklaşımı reddetmektedirler. Bağdaşırcı anlayışı benimseyen teistler için, Tanrı’nın geleceği bilmesiyle ve teolojik determinizmle özgür irade arasında hiçbir çelişkinin olmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Tanrı’nın geleceği bilmesi ile insanların özgür iradeli olması arasında bir çelişki olmadığı hem bağdaşırcı (ılımlı determinist) anlayışı, hem libertaryan anlayışı benimseyen pek çok felsefeci ve teolog tarafından savunulmuştur. İslam düşüncesinde, Tanrı’nın ezeli bilgisinin, insan hürriyetine ve insanın ahlaki sorumluluğuna aykırı olmadığı, birçok düşünür tarafından “Bilgi bilinene tabidir (İlim maluma tabidir)” sözüyle ifade edilmiştir. Bu ifade birçok kişi tarafından, Tanrı’nın olacak şeyleri olacağından dolayı bildiği, fakat Tanrı’nın bilmesinin, olacak olanları belirlemediği anlamında kullanılmıştır. İslam düşünürlerinin çoğunluğu, Tanrı’nın her şeyi olmadan önce bilmesiyle, insanların yaptıklarından sorumlu varlıklar olmaları için gerekli özgür iradeye sahip olmaları arasında bir çelişki görmemişlerdir. “Bilgi bilinene tabidir” sözüyle ifade edilen özgür irade yaklaşımlarının, bağdaşırcı mı, libertaryan mı olduğunu tespit etmekte ciddi zorluklar vardır. Aynı zorluk, Tanrı’nın geçmişteki ve gelecekteki her şeyi bildiğini ve insanların özgür iradeye sahip olduklarını savunan Thomas Aquinas için de geçerlidir. Aquinas’ın kimi ifadeleri bağdaşırcı yaklaşımı savunduğu, kimi ifadeleri ise libertaryan yaklaşımı savunduğu izlenimini uyandırmaktadır. Kevin Staley, Aquinas’ın hem her iki yaklaşımı savunduğu, hem de her iki yaklaşımla ilgili sorunlardan kaçındığını söyler. Müslüman düşünürlerin çoğunluğu gibi Hıristiyan düşünürlerin çoğunluğu da -birçok anlayış farkına sahip olmalarına rağmen Tanrı’nın geleceği bilmesiyle insanların özgür iradeye sahip olması arasında bir çelişki olmadığını savunmuşlardır.

Teist düşünürlerden Tanrı’nın geleceği bilmesini ve özgür iradeyi uzlaştıranların birbirlerinden önemli farkları olduğuna dikkat edilmelidir. Örneğin Aquinas ile Ockhamlı William’ın yaklaşımları arasında farklar vardır. Bu farklı yaklaşımların ayrıntılarına burada girmeyeceğiz, fakat bu konuda önemli bir örnek olduğuna inandığımız Cizvit din adamı Luis de Molina’nın görüşlerini kısaca aktarmaya çalışacağız: Molina, Tanrı’nın, dünyayı ve özgür iradeli insanları yaratmadan önce, ‘doğal bilgi’ye (natural knowledge) sahip olduğunu söyler. Bu bilgisiyle Tanrı, kendi doğasını ve olması mümkün tüm olasılıkları bilir. Ayrıca Tanrı, ‘özgür bilgi’ye (free knowledge) sahiptir; bununla, özgür iradeli varlıkları yaratıp belli koşullara koyduğunda ne olacağını bilmektedir. Molina, Tanrı’nın üçüncü tip bir bilgisine dikkat çeker ki Molina’nın görüşünü özgün kılan bu husustaki düşüncesidir. Bu üçüncü bilgi türü, mantıken önceden bahsedilen diğer iki bilginin arasında yer aldığı için ‘orta bilgi’ (middle knowledge) olarak adlandırılır.Buna göre Tanrı, mümkün her canlının, özgür iradesiyle mümkün olan her durumda ne yapacağını; bu canlılar hiç yaratılmayacak veya yaratılan canlılar bu koşullarda hiç bulunmayacak olsalar da bilir. Tanrı ‘orta bilgisi’ ile bildiklerine dayanarak, belli özgür iradeli insanların belli koşullarda yaratılmalarını sonsuzca alternatif içerisinden tercih eder ve ‘özgür bilgisi’ ile gelecekte olacak her olayı bilir. Molinist yaklaşıma göre Tanrı hiçbir risk almamış ve buna rağmen libertaryan anlamda özgür iradeyi kullarına bahsetmiştir.

Molinizm’de, teizmin mükemmel Tanrı anlayışı açısından gerekli olan ‘Tanrı’nın tüm geleceği bildiği’ görüşüyle beraber libertaryan özgür irade anlayışı savunulmaktadır. Bize göre de Tanrı’nın, mükemmel şekilde her şeyi bilmesi; herhangi bir bireyin veya hayali yaratılmamış bireylerin, hangi durumda olurlarsa olsunlar ne yapacaklarını bilmesini kapsamaktadır. Bu yüzden, Molinizm’le gündeme getirildiği gibi, Tanrı’nın ‘orta bilgi’ye sahip olduğuna inanılmasının, mükemmel bir Tanrı anlayışı açısından zaruri olduğunu düşünüyoruz. Bunun aksine bir iddianın, Tanrı’nın bilgisinin mükemmel olmadığı anlamına geleceği kanaatindeyiz. Ayrıca, Molinizm, libertaryan anlamda özgür iradeye yer açmak için ‘Tanrı’nın geleceği bildiği’ne dair klasik teistik görüşün inkar edilmesine gerek olmadığını bize göre başarıyla göstermektedir.

Diğer yandan, hiçbir teist ve ateist yaklaşım, iradenin tam olarak ne olduğunu ve nasıl çalıştığını açıklayamamaktadır. Searle’ün dediği gibi, zihinsel durumlarımız bir ‘birinci şahıs ontolojisi’ durumudur; yani öznel niteliktedirler. Öznelliğimiz ise herhangi bir kişinin hatta kendimizin gözleminin, kısacası bilimsel araştırmanın konusu olamaz. İrademiz, zihnimizle alakalıdır, sağduyumuzla onun varlığını şüphe duymayacak şekilde algılarız, onun varlığını ‘birinci şahıs ontolojisi’ olarak hissederiz; fakat irademizin ‘ne olduğu’nu ne tam olarak tarif edebiliriz, ne de bilimsel araştırmanın konusu yapabiliriz (herhangi bir rengi algılamamız da böyledir). Sonuçta ‘irade’nin tam olarak ne olduğu bilinmeden özgür irade hakkındaki tartışmaların yapıldığını tespit etmeliyiz. Herhangi bir yaklaşımla, özgür irade sorununun çözülebildiğinin, hem teizm adına, hem de ateizm adına iddia edilemeyeceğini düşünüyoruz. Hiçbir teist yaklaşım; Tanrısal irade ile insan iradesi arasındaki sınırın nasıl çizilmesi gerektiğini ve bir Yaratıcı tarafından varlığı belirlenmiş insanın, özgürlüğünden ne kadar bahsedilebileceğini tam olarak açıklayamamaktadır. Diğer yandan ateizm için ise kendinden bağımsız fiziki şartların belirlediği maddi bir varlığın, bu fiziksel belirlenmeye rağmen, ne kadar ve ne şekilde özgürlüğünden bahsedilebileceği gibi aşılması imkansız gözüken bir sorun mevcuttur. Sonuçta, teizm adına, özgür irade sorununda, ‘açıklayıcı’dan çok ‘savunmacı’ bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Buna göre, özgür irade sorununun tam olarak açıklığa kavuşturulamayacağı kabul edilmelidir, fakat aynı sorunun ateistler için de geçerli olduğu ve bu hususun teizme karşı bir hücumun kaynağı olmaması gerektiği savunulmalıdır. Nitekim teist düşünürlerin kimisi katı determinizmi, kimisi ılımlı determinizmi, kimisi libertaryan yaklaşımı benimsediği gibi; ateist düşünürlerin arasından da bu farklı alternatiflerin her birini benimseyenler olmuştur. Özgür irade sorununu teistlerin nasıl anlaması ve ateistlerin nasıl anlaması gerektiği açıkça belli olsaydı, herhalde bu şekilde bir tabloyla karşılaşmazdık. Polkinghorne’un dediği gibi, modern bilim, saat gibi mekanik yasalara bağlı evren fikrini kuantum teorisiyle sarsmış olsa bile; bilim, özgür irade sorununu çözemez, bu sorun metafiziktir ve metafiziksel seçimlerle ilgilidir.

ÖNCEKİ YAZI: 5.5. KUANTUM TEORİSİNE FARKLI YAKLAŞIMLAR VE ÖZGÜR İRADE

SONRAKİ YAZI: 5.7. ÖZGÜR İRADE SORUNUNU ÇÖZEMEMEMİZİN BAZI SEBEPLERİ

default
Post Written by
?>