2.3. TAMAMLAYICILIK İLKESİNDEN HAREKETLE FELSEFİ VE TEOLOJİK YORUMLAR

Tamamlayıcılık İlkesi, ortaya konmadan yüzlerce hatta binlerce yıl önce var olan felsefi ve teolojik tezlerin desteklenmesi için kullanılmaya çalışılmıştır. Örneğin, bu ilke ve kuantum teorisinde ortaya çıkan ‘dalga fonksiyonunun söndürülmesi’ ve ‘yerel olmama’ gibi özellikler kullanılarak; bunlarda gözlemcinin rolüne yapılan vurgudan hareketle, zihnin maddeye göre önceliği ifade edilerek, Berkeleyci tarzda bir idealizm desteklenmeye çalışılmıştır. George Berkeley, algılayan zihinlerden bağımsız olarak maddi cevherin var olduğunu inkar etmiştir. Berkeley’den önce ve sonra zihin dışında maddi cevherin olmadığını savunan felsefeciler ve sufiler olduysa da felsefe tarihinde bu görüşün en çok onunla özdeşleştirildiğini söylemek mümkündür. Tamamlayıcılık İlkesi’ndeki, Berkeleyci idealizme götürme ‘tehlikesi’ olduğu düşünülen fikirleri, bu fikirleri kendi görüşlerine en zıt düşünceler olarak gören materyalistler ve de özellikle kuantum teorisinin geliştirildiği dönemde gittikçe yayılan bir siyasi ideoloji olan Marksizm’in ideologları soğuk karşılamıştır. Fakat bu yaklaşım, bütün Marksist bilim insanları ve felsefecilerin ortak tavrı da olmamıştır. M. A. Markov gibi, materyalist bilim anlayışını benimseyen Marksist-Sovyetler’in bir bilim adamı, kuantum teorisini Bohrcu yaklaşımıyla kabul ederek, Tamamlayıcılık İlkesi’ni çekinmeden kullanmakta bir sorun görmemiştir.

Tamamlayıcılık İlkesi’nin immateryalizme veya Berkeleyci bir idealizme götürdüğünü söylemek doğru olmaz. Her ne kadar böylesi felsefi çıkarımlar yapıldıysa da, bu teoriden yola çıkılarak böylesi bir geçişin yapılması için bir sebep gözükmemektedir. ‘Kendinde atom’a gözlem sürecindeki etkiyi tamamen ortadan kaldırıp ulaşamadığımız, atom seviyesindeki dünyaya ulaşmaya çalıştığımızda izole olmuş objelerle uğraşmadığımız ve gözlenenle gözlem sürecinin etkileşiminin kaçınılmaz olduğu doğrudur. Ama gözlem sürecinde etkide bulunanın insan zihni olduğunu ve süreci ‘zihnin’ oluşturduğunu düşünmek hatalıdır. Çünkü etkide bulunan ‘zihin’ değil fakat deneyde kullanılan aletlerdir. Referans noktası ise ‘zihin’ yerine saat, uzunluk ölçme aletleri, fotoğraf plakası gibi araçlar da olabilir. Deney sonuçları bir film veya bilgisayara aktarılıp yıllar sonra da incelenebilir. Bir filme veya bilgisayar çıktısına bakıp önceden gerçekleşmiş deney sonuçlarını değerlendiren ‘zihnin’, önceden olmuş deneyin sonuçlarını belirlediğini söylemek ise mantıklı gözükmemektedir. Sonuçta kuantum teorisinden immateryalizme veya Berkeleyci idealizme geçmek için bir sebep gözükmemektedir; böylesi bir felsefi veya teolojik görüşü benimseyenlerin, kuantum teorisinin sonuçlarını değerlendirdikten sonra bu düşüncelere ulaşmadıkları, fakat bu düşüncelere sahipken kuantum teorisini buna göre yorumlamaya çalıştıkları kanaatindeyiz.

Tamamlayıcılık İlkesi’nin felsefi ve teolojik birçok sorunun ele alınmasındaki önemli bir hususiyeti ise bu ilkeden hareketle yapılan analojiler yoluyla pek çok soruna çözüm önerilerinin sunulmuş olmasıdır. Teleoloji ve mekanik açıklama, beyin ve zihin, özgür irade ve determinizm (5. bölümde bu konu işlenecektir), bilim ve din gibi birbirleriyle çelişkili olup olmadıkları hususunda tartışma yapılmış olan birçok kavram ve olgu, deneysel alandaki verilerden yola çıkılarak oluşturulan Tamamlayıcılık İlkesi’nden hareketle; bunların, aynı gerçekliğin farklı iki yüzü oldukları, birbirlerini ‘tamamladıkları’ ama ‘çelişmedikleri’ ifade edilerek uzlaştırılmaya çalışılmıştır. Kuantum teorisi Batı dünyasında ortaya konduğu için, bu teoriden yola çıkılarak yapılan teolojik yorumlar özellikle Hıristiyan teolojisiyle ilişkili olmuştur. Tamamlayıcılık İlkesi’nden hareketle Hz. İsa’nın kişiliğinde hem ilahi hem de insani özelliklerin olduğu ve Tanrı’nın hem bir olduğu, hem de üç şekilde tezahür ettiği şeklindeki Hıristiyan teolojisinin en temel inançları da desteklenmeye çalışılmıştır.

Tamamlayıcılık İlkesi’nden yola çıkarak, paradoksal olduğu düşünülen hususların çözülmesiyle ilgili girişimlerde bazı önemli hususlara dikkat etmek gerekir. Öncelikle bu ilkeyi, fizik dışındaki alanlara aktarmanın salt analoji olduğu idrak edilerek; bu ilke, fizik alanı dışındaki sorunların çözümü için mantıksal bir çıkarımın kaynağı gibi sunulmamalıdır. Ayrıca fizikte, birbirine zıt gibi gözüken iki fenomenin her birinin ortaya çıktığı deneysel koşullar vardır; bir deneyde elektron bir parçacıktır, başka tip bir deneyde ise dalgadır. Oysa Tamamlayıcılık İlkesi ile analoji kurulan hususların birçoğunda, birbirine zıt gibi gözüken farklı hususların her birine inanmamızı gerektirecek ikna edici delillerinin bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Örneğin Hz. İsa’nın ilahi bir doğası olduğuna dair görüşün, fideist bir yaklaşımın dışında kaynağı yoktur. Tamamlayıcılık İlkesi ile bir analoji yapılacaksa; önce zıt gibi görünen hususların her birine inanmamızı gerektirecek ikna edici delillerin varlığını göstermek, sonra ise bu zıt gibi gözüken hususların birbirleriyle ‘çelişmediklerini’ fakat birbirlerini ‘tamamladıklarını’ ve kuantum fiziğindeki Tamamlayıcılık İlkesi’nde de benzer bir durumun olduğunu söylemek gerekir. Yoksa bazılarının yaptığı gibi Tamamlayıcılık İlkesi’ni kullanmak; evrende var olan hiçbir iddianın, saçma veya yanlış olamayacağı şeklindeki bir iddiaya kadar genişletilebilir. Örneğin beş elma ile iki elmanın toplamına yirmi diyen birinin yanlış yaptığına dair bir itiraz, Tamamlayıcılık İlkesi ile zıtların bir arada bulunabileceği, pekala “7=20 olabilir” şeklinde cevaplanabilir! Nitekim Hıristiyan teolojisindeki teslis inancı bu ilke ile desteklenmeye çalışılınca “1 = 3 olabilir” denmiş oluyor. Sonuçta Tamamlayıcılık İlkesi’nden hareketle kurulan analojilerin birçoğunda, fizikten bambaşka alanlara analoji kurulmasıyla ilgili sorunların yanında; fizikte, her iki zıt gibi gözüken durumun da önemli verilerle desteklenmesinden sonra ‘tamamlayıcı’ olduklarının söylenmesi gibi bu ilkeyle ilgili en temel bir hususa, analoji yapılan birçok konuda dikkat edilmemiş olması da önemli bir sorundur.
Ayrıca, fizikteki bu ilke, tek bir varlık türünün (foton, elektron gibi) değişik deney türlerinde değişik özelliklerinin ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Fakat yapılan kimi analojilerde, objeleri birçok hususta farklı olan bilim ve din gibi alanlarla da bu ilke arasında benzerlik kurulmuştur. Beynin ve zihnin aynı varlık türünün iki görünümü olduğu söylenerek, bu ilkeyle analoji kurulması belki daha tutarlı olabilir; fakat aynı varlık türünün farklı görünümleri olduğu söylenemeyecek fenomenlerle, bu ilke arasında kurulacak analojiler sağlıklı olmayacaktır. (Bilim ile dinin birbirlerini ‘tamamladıkları’ savunulacaksa bile; bizce, bu, fizikteki Tamamlayıcılık İlkesi ile analoji kurulmadan yapılmalıdır.)

Paradoksal gözüken hususların çözümü için Tamamlayıcılık İlkesi ile yapılan analojilere dikkat etmek gerekir. Analojilerin kendilerine has sınırlılıklarının dışında, çoğu zaman bu analojilerde, Tamamlayıcılık İlkesi ile ilgili en temel hususlarla bile benzerlik kurulmadığı, kısacası birçok analojinin keyfi olduğu ve bu yüzden güvenilir olmadığı görülmektedir. Kuantum teorisi öngörülerde bulunmayı mümkün kılan matematiksel yapısı ve lazerden, maserden, transistorlardan, süper iletkenlere kadar birçok icadın yapılmasını sağlaması ile başarısını ispatlamıştır. Diğer yandan, bu teorinin felsefi ve teolojik tartışmalara yol açan özelliklerinin, nasıl anlaşılması gerektiği hususunda en ünlü bilim insanlarının birbirleriyle çelişen görüşler ifade ettikleri ve çelişkili noktalarda hala bir konsensüsün sağlanmadığı da hatırlanmalıdır. Eğer kuantum teorisinin eksik bir teori olduğunu, bu teorinin daha geliştirilmesi gerektiğini düşünen Einsteincı bir yaklaşım benimsenirse; o zaman ortaya çıkan hem dalga hem parçacık olma gibi paradoksların, bu teorinin eksik yapısından kaynaklandığı düşünülecek ve de bu tarz ikiliklerden yola çıkılarak yapılan analojilere bakış açımız da değişecektir. Sonuçta, kuantum teorisinin felsefi ve teolojik sonuçlarını ele alırken, bu teorinin farklı şekillerde yorumlandığını göz önünde bulundurmalıyız. Farklı yorumlar en temel noktalarda olduğu için, bu yorumlardan hangisinin tercih edileceğine dair karar, bu teorinin felsefi ve teolojik sonuçlarını da tamamen farklılaştıracaktır.

ÖNCEKİ YAZI: 2.2. BOHR’UN ATOM MODELİ VE TAMAMLAYICILIK İLKESİ

SONRAKİ YAZI: 2.4. KUANTUM TEORİSİNİN FARKLI YORUMLARI

default
Post Written by
?>