5.7. ÖZGÜR İRADE SORUNUNU ÇÖZEMEMEMİZİN BAZI SEBEPLERİ

Modern bilim ‘Tanrı’nın ön bilgisi ve özgür irade’ ile ilgili sorunu çözemese de, modern bilimle yaşanan bazı gelişmeler bu sorunu neden çözemediğimiz hususunda ipuçları verebilir.

Tanrı’nın ön bilgisi ve özgür irade arasındaki sorunda en önemli hususlardan biri zamanın nasıl anlaşılacağıdır. Tanrı’nın evrenle ilişkisinin anlaşılması, Tanrı’nın zamanla ilişkisinin anlaşılmasını gerekli kılmaktadır. Burada iki alternatif karşımıza çıkmaktadır: Bunlardan birincisi, Tanrı’nın ezeliliğini zamana aşkınlığı ve zamanı yaratması olarak düşünmektir; buna göre Tanrı, bizim gibi geçmişi, şimdiyi ve geleceği an be an algılamaz, Tanrı’nın zamana bağlı bir yaşantısı yoktur. İkinci alternatif ise Tanrı’nın ezeliliğini, sonsuzca geriye giden bir zamanda Tanrı varmış gibi düşünmektir; bu yaklaşımda Tanrı, zamana aşkın olarak tarif edilmez. Bu iki yaklaşımdan hangisinin daha tutarlı olduğu hakkında verilecek karar, zamanın doğası hakkında vereceğimiz kararla ilişkilidir ve 20. yüzyıl fiziğinde zamanın doğası hakkında sarsıcı fikirler ortaya konmuştur. İzafiyet teorisi, zamanın yer çekimine ve hıza bağlı olarak değiştiğini; yani zamanın mutlak olmadığını ve evrenin içindeki değişkenlere bağımlı olduğunu göstermiştir. Zamanın doğası hakkında bilimsel olarak ortaya çıkan bu durum, daha önce Platon, Plotinus, Boethius, Anselm ve Aquinas’ın savunduğu ‘Tanrı’nın zamana aşkın olduğu’ iddiasını desteklemektedir. Augustinus, ‘zamanın yaratılmış olduğu’ anlaşılırsa, “Tanrı yaratmadan önce ne yapıyordu” gibi birçok soruya cevap verilebileceğini ve birçok sorunun çözümleneceğini düşünmüştür. İzafiyet teorisi, Augustinus’un zamanın mutlaklığına karşı çıkan teolojik yaklaşımını, zamanın mutlak olmadığını bilimsel bir şekilde göstererek desteklemektedir. Ayrıca İslam dünyasından Kindi’nin, zamanın cisim ile harekete bağımlı olarak varolduğunu ve Gazzali’nin, zamanın yaratılmış olduğunu söyleyen görüşleriyle de izafiyet teorisinde ortaya çıkan zamanın bağımlılığı ve izafiliği ile ilgili görüş uyumludur. Bu evrenin zamanı, bu evrene bağımlı olduğuna göre, evrene aşkın olduğuna inanılan Tanrı’nın, bu evrenin zamanına da aşkın olduğuna inanılması en tutarlı yaklaşım olarak gözükmektedir.

Tanrı’nın zamana aşkınlığı kabul edilince, Tanrı’nın gelecekteki her şeyi bilmesiyle ilgili görüşün, Tanrı adeta sonsuz geçmişten ‘ileride’ olacak her şeyi biliyormuş şeklinde düşünülmesindense; Tanrı adeta banyo edilmiş bir televizyon filminin karelerini aynı anda gören kişi gibi, geçmiş, şimdi ve geleceği topluca algılıyormuş gibi anlaşılmasının daha doğru olacağı görülmektedir. Tanrısal bilgi ve özgür irade arasında bir çelişki olmadığını düşünen Aquinas’ın verdiği örnek de buna benzerdir: Aquinas, bir kervanın ortasındaki kişinin, kervanın başındaki ve sonundaki kişileri algılayamayacağını, fakat tepeden kervanı seyreden birinin, kervanın başını, ortasını ve sonunu topluca algılayacağını söyler. Aquinas, Tanrı’nın, zamanın geçmişini ve geleceğini benzer şekilde algıladığını tasavvur etmemizi ister. Aquinas, bu yaklaşımının fatalizmle ilgili sorunların çözümlenmesini, ayrıca Tanrı’nın mükemmelliğinin ve değişmezliğinin anlaşılmasını sağlayacağını düşünür. Zamansız bir Varlığın, zamana bağımlı evrene nasıl etkide bulunduğunu ve zamanın başını sonunu bir arada nasıl algıladığını, sadece zamana bağımlı olarak düşünmeye alışmış zihinlerimiz anlayamaz. Aquinas’ınkine benzer bir yaklaşımın, özgür irade ile ilgili sorunları çözdüğünü söyleyemeyiz. Fakat bu yaklaşım, özgür irade ile ilgili sorunların çözülememesinin sebeplerinin en azından bir kısmının zamanın doğasıyla ilgili yanlış tasavvurlarımızdan kaynaklandığını görmemize olanak verir. Molinizm’in ‘orta bilgi’ öğretisinin ve Tanrı’nın zamana aşkınlığının bir arada düşünülmesinin, özgür irade sorununa yaklaşımda sorunu çözmese de en iyi yol olduğu kanaatindeyiz.

Mucizeler sorununda olduğu gibi özgür irade sorununda da, bazı konularda yargıda bulunurken, bazı konularda agnostik kalmayı tercih ediyoruz. Bize göre teizmin klasik yaklaşımı olan Tanrısal bilginin geçmiş ve gelecekteki her şeyi kuşattığı’ görüşünden vazgeçmemek gerekir. Üstelik, Tanrısal bilginin, Molina’nın dikkat çektiği gibi olması muhtemel durumları da olmuşlar ve olacaklar gibi kapsadığına inanmak gerekir: Tanrı’nın, yaratması mümkün bütün olası durumlarda, yarattıklarının ne yapacağını bildiğine inanmanın, teizmin Tanrı anlayışına uygun olduğunu düşünüyoruz. Diğer yandan katı determinizmi reddetmenin bazı teist düşünürler ve mezhepler kabul etmiş olsa da- insan sorumluluğuna sistem lerinde büyük önem veren teist dinler açısından zaruri olduğunu düşünüyoruz. Fakat bağdaşıra ve libertaryan yaklaşımlardan hangisinin tercih edilmesi gerektiği konusunda agnostik kalmayı tercih ediyoruz. Bize göre bilimsel determinizm, libertaryan anlayış önünde ciddi bir sorun değildir; kuantum teorisi, dualizm, zuhur etme, Molinizm gibi alternatiflerle libertaryan yaklaşım Tanrı’nın her şeyi kuşatan bilgisi reddedilmeden savunulabilir. Fakat, bunlar, Tanrı’nın sıfatları açısından, teolojik determinizmle insan iradesi arasında sınırın nasıl çizileceği gibi bir problemin aşılmasında yetersiz kalırlar. Bu yüzden, bağdaşırcı yaklaşımla libertaryan yaklaşım arasında agnostik bir pozisyon belirliyor ve bilemediğimiz konularda “Bilmiyoruz” demenin en isabetli tutum olduğunu düşünüyoruz. “Tanrı istediğini yapmada özgür iradeye sahiptir ve kendi sahip olduğu özgür iradeye benzer bir iradeyi isterse insanlara verebilir” diyerek özgür iradenin varlığına inanmak bir teistin sağduyusuna ve inancına uygundur, fakat bu özgür iradenin neliğinin ve bununla ilgili Tanrısal hikmetlerin bizce bilinemediğini de kabul etmemiz gerekir.

ÖNCEKİ YAZI: 5.6. TANRI’NIN BİLGİSİ VE ÖZGÜR İRADE

SONRAKİ YAZI: 5.8. GÖZLEMCİNİN ROLÜ, TAMAMLAYICILIK İLKESİ VE ÖZGÜR İRADE

default
Post Written by
?>