1.3. NEWTON FİZİĞİNİN HAKİMİYETİ

Isaac Newton’un ünlü eseri Principia’nm (İlkeler) yayım-landığı 1687 yılı, fizik tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. İnsanlık ilk defa bu eserle detaylı bir kozmoloji (evrenbilim) görüşüne kavuştu. Newton kozmolojik görüşünü Kopernik’in, Kepler’in, Descartes’ın, Galileo’nun çalışmalarından faydalanarak oluşturdu. Bunu yaparken, kendilerinden faydalandığı bu kişilerin fizik bilimindeki görüşlerinde önemli düzeltmeler de yaptı.

Kopernik-Kepler-Galileo süreciyle Aristoteles’in fiziğinin otoritesi sarsılmış olsa da ancak Newton’un çalışmalarıyla tamamen yıkıldığı söylenebilir. Newton gözlemi, deneyi ve matematiği birleştiren bilimsel yöntemin en başarılı temsilcilerinden biridir. Gezegenlerin yörüngelerinde nasıl kaldığı, Dünya’nın altındakilerin neden düşmediği gibi sorular ancak Newton’un ‘evrensel çekim yasası’nı ortaya koymasıyla cevabını bulabildi. Newton’la beraber, tüm evrende, dünyamızdaki fiziksel yasaların aynılarının geçerli olduğu; Aristoteles ve onun tesirindeki düşünürlerin, Ay-altı ve Ay-üstü alem gibi ayırımlarla evrende farklı yasalara tabi bölgeler olduğunu ileri sürmelerinin yanlış olduğu iyice anlaşıldı.

Newton da Galileo gibi evrendeki oluşumların, parçacık-ların hareketlerine indirgenebileceğini öngördü. Hız ve kütle gibi matematiksel olarak ifade edilen değerlerle dış dünyanın gerçekliğinin tanımlanabileceğini, koku ve tat gibi özelliklerin sübjektif olduğunu düşündü. Newton da Demokritos gibi tüm oluşum ve değişimin atomların düzenlenmesiyle açıklanabileceği kanaatindeydi. Fakat Demokritos, Epikuros ve Lukretius’tan farklı olarak Newton’un çizdiği mekanik evren tablosunda Tanrı’ya da yer vardı. Newton, mekaniğin, birçok temel teolojik görüşün temellendirilmesinde bir araç olduğuna inanıyordu. O, Principia’yı yayımlamasından 8 yıl önce 1679’da ölen Hobbes’un, bütün fenomenleri sadece madde ve hareketle açıklayan materyalizmine muhalefet etti. Newton,
doğadaki düzenin, maddenin kendisinden kaynaklanmadığını; bazen doğrudan müdahaleyle, çoğunlukla ise doğa yasaları aracılığıyla bunu sağlayan ve evreni yaratan Tanrı’nın eseri olduğunu savundu. Newton’a göre Tanrı’nın mekanik sistemin işleyişine müdahalelerde bulunması mümkündü. Fakat Laplace gibi birçok kimse Newton’un fiziğini kapalı bir sistem olarak yorumladılar. Böylesi kapalı bir sistemde ise Tanrı’nın nasıl müdahalelerde bulunduğu ile ilgili sorun gündeme gelmektedir. Bu yüzden Newton’u ’19. yüzyıl materyalizminin dedesi’ olarak görenler de olmuştur. Kuantum teorisinin birçok felsefeci ve teolog için önemi ise bu noktada ortaya çıkmaktadır. Newton mekaniğine dayanarak determinist ve kapalı bir sistem olduğu iddia edilen evrenin; kuantum teorisine dayanılarak, indeterminist bir yapıda olduğu ve kuantum boşluklarının, bu sistemin kapalı olmadığını gösterdiği söylendi. Bu boşlukların ise Tanrı’nın etkinliğinin gerçekleştiği alan olduğu, bazı felsefeci ve teologlar tarafından savunuldu; bunu ilerleyen sayfalarda ayrıntılı olarak işleyeceğiz.

Newton fiziğindeki başarılar insan aklına güveni arttırmış ve bunun ‘Aydınlanma’nın’ oluşmasında da önemli bir rolü olmuştur. Newtoncu bilimin başarılarıyla beraber fizik bilimleri zirve noktasına gelmiştir ve fizik; biyolojiden
felsefeye, tarihten sosyolojiye kadar hemen hemen tüm bilimler için bir model olarak gösterilmeye başlanmıştır. Bilime artan güvenin sonucunda, ateistler tarafından, bilimin, yeterli olduğu ve dinin yerini alması gerektiği gibi görüşler ifade edilmiştir; diğer yandan ise teistler, bilimsel veriler sayesinde artan bilgiyle teolojik görüşlerini temellendirmeye çalışarak doğal teolojiye yönelmişlerdir. Newton fiziği, teizm adına özellikle ‘doğal teoloji’ (natural theology) yaklaşımlarında kullanıldığı gibi, deizm ve ateizm adına da kullanılmıştır. Bu dönemden sonra bilim-din ilişkisi hem felsefe, hem de teoloji için daha önemli ve daha komplike bir konu haline gelmiştir. Newtoncu fizik, felsefe alanına çok önemli etkilerde bulunmuştur; bu fiziğin sebep olduğu yeni anlayış anlaşılmadan, Kant’ın antinomilerini neden oluşturduğu ve saf akıl açısından neden özgürlüğü mümkün görmediği ve Marks’ın neden tarih bilimini fiziğe benzetmeye çalıştığı gibi felsefe açısından önemli olan birçok husus hakkıyla anlaşılamaz.

Newton ve ondan etkilenen Laplace gibi bilim insanlarının etkisiyle, evrenin büyük bir makine gibi görüldüğü determinist-mekanik bir evren anlayışı yaygınlık kazandı.

Bu süreçte, evrendeki fenomenlerin maddenin en küçük parçacıklarına indirgenerek açıklanabileceğine inanç arttı. Newton da matematiksel formüllü teorilerin, evrendeki gerçekliği aktarabileceğine güvenen ‘realist’ bir bilim anlayışına sahipti. Kuantum teorisi, matematiğe ve deneyciliğe bilimde önemli bir rol veren Newton’un da savunduğu metodolojinin ürünüdür; fakat Newtoncu bilim anlayışı ve metodolojinin temel unsurları olan determinizme de, indirgemeciliğe de, realist bilim anlayışına da bu teoriyle karşı çıkılmıştır. Kuantum teorisi öncesi felsefe ve teoloji alanlarında da bunlara karşı çıkanlar olmuştur. Örneğin Gazzali neden ile sonuç arasındaki ilişkinin zorunlu olmadığını söyleyerek determinist anlayışı eleştirmiştir. Kant ise ‘kendinde şey’in, ‘saf akıl’ açısından ulaşılmaz olduğunu söyleyerek realist anlayışları eleştirmiştir. Fakat kuantum teorisini farklı kılan; determinizme, indirgemeciliğe ve realizme karşı eleştirilerin, deney destekli ve matematik formüllü bilimin verilerinden yola çıkılarak yapılmasına sebep olmasıdır.

ÖNCEKİ YAZI: 1.2. ARISTOTELES FİZİĞİ VE KOPERNİK, KEPLER, GALILEO İLE DEĞİŞİM

SONRAKİ YAZI: 1.4. İLK BİLİMSEL ATOM MODELLERİ

default
Post Written by
?>