3.4. NANCEY MURPHY VE BURIDAN’IN EŞEĞİ

Kuantum teorisinin farklı yorumlarına ve Tanrısal etkinliğin bu teoriyle farklı şekillerde ilişkilendirilmesine temkinli yaklaşımlarımızla beraber, eğer doğa yasaları ihlal edilmeden, kuantum belirsizliklerinin belirlenmesiyle Tanrısal etkinliğin oluştuğu savunulacaksa, bu konuda en başarılı örneklerden birini Nancey Murphy’nin ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Murphy de Heim ve Pollard gibi bütün kuantum boşluklarının Tanrısal etkinlikle doldurulduğunu savunmaktadır. Murphy, aktif bir Tanrı anlayışını savunmayı teolojik açıdan zaruri görmekte ve Peacocke gibi kuantum belirsizliklerini Tanrı için de belirsiz görenlerden ayrılmaktadır. Diğer yandan, bütün kuantum boşluklarını dolduran bir anlayışı savunurken okkasyonalizme (occasionalism: vesilecilik) düşülmemesi gerektiğini; çünkü okkasyo-nalizmde, varlıkların sadece Tanrısal etkinlik için bir vasıta olduklarını, gerçek varlıklarının kalmadığını söylemektedir.

Murphy, deizme zıt bir anlayışı savunurken panteizme, okkasyonalizme ve kötülük sorununa kaymamaya dikkat etmektedir. Bunun için Murphy, Tanrı’nın herhangi bir şeyi yaratmasının -elektron gibi küçük bir şey de olsa- o şeye, bir ölçüde bir bağımsızlık ve kendine mahsus bir doğa vermek olduğunun altını çizer. Murphy, panteistlerden farklı olarak, her bir varlığın, Tanrı’dan ayrı, kendine mahsus bir doğası olduğunu; yaratılmış olmanın, her bir varlığın kendine ait özellikleri olmasını gerektirdiğini söyler. Murphy, buradan, kuantum seviyesindeki varlıkların özelliklerinin onların ‘doğal hakları’ (natural rights) olduğunu, Tanrı’nın bu seviyedeki tüm olgulara hükmetmekle beraber, bu varlıkların bu özelliklerini (doğal haklarını) ihlal etmeden bunu gerçekleştirdiğini savunur. Kısacası, Tanrı bütün kuantum belirsizliklerini belirlerken elektronun, protonun, bütün olarak atomun kendine mahsus özelliklerini ihlal etmez, aynen insanın özgür irade ile eylemlerini gerçekleştirmesine izin verdiği gibi, diğer varlıkların ‘doğal hakları’na da müdahalede bulunmaz. Murphy, bununla beraber, hiçbir şeyin Tanrı’nın katkısı olmadan gerçekleşemeyeceğini savunur; yaratılan varlıkların kendine mahsus özellikleri vardır, ama bunlar, ancak Tanrı’nın katkısı ile aktüalize olurlar. Murphy, yaklaşımıyla Pollard’a yakındır ve aktif bir Tanrı anlayışını savunduğu için tektanrıcı dinlerin teolojileriyle de uyumlu olduğu söylenebilir, üstelik yaklaşımında, özgür irade ve kötülük sorunları açısından Pol-lard’dan daha dikkatli bir tutum benimsemiştir.

Kuantum teorisiyle Tanrısal etkinliği birleştiren diğer birçok felsefeci gibi Murphy de hep eleştirilen ‘boşlukların Tanrısı’ argümanıyla kendi yaklaşımının bir ilgisi olmadığı kanaatindedir. Çünkü o, indeterminizmi doğanın ontolojik bir durumu olarak görmektedir; bu ise boşlukların ontolojik olduğu ve Einstein’ın zannettiği gibi epistemolojik yetersiz-liklerimizle ilgili olmadığı anlamına gelmektedir. Murphy’nin bu husustaki pozisyonu, Barbour ve Tracy gibi birçok kişiyle aynıdır. Murphy’e göre atom seviyesinde Bohm gibi ‘gizli değişkenler’ aramaya gerek yoktur, çünkü onun ifadesiyle: “Kabaca söylemek gerekirse Tanrı gizli değişkendir.”

Murphy ve benzeri yaklaşımla kuantum teorisine yaklaşanlar, ateistlerin ‘şans’ olarak gördükleri kuantum belirsizliklerini, Tanrı’nın etkinlik alanı olarak görürler. Fakat hiçbir bilimsel yasa ihlal edilmeden gerçekleşen bu etkinlik, ne bilimsel olarak tespit edilebilir ne de reddedilebilir.

Murphy’nin yaklaşımının en önemli özelliklerinden biri, ‘aşağıdan-yukarı’ (bottom-up) bir açıklamayla Tanrısal etkinliği açıklamasıdır. Tanrı bütün olaylarda aktif olacaksa, doğa olaylarının en basitinde de aktif olmalıdır; modern bilim bu seviyeyi kuantum teorisiyle açıklar. Murphy, diğer yandan insan zihninin indirgenemeyen özelliklerine atıf yaparak özgür irade hakkındaki yaklaşımını oluşturmuştur. Kuantum teorisinin zihin seviyesindeki önemine dikkat çekerek, bu yaklaşımını Tanrısal etkinlikle birleştiren ve ortaya ayrıntılı bir görüş koyan ilk kişi ise -bildiğimiz kadarıyla- Murphy ile birçok ortak çalışma yapmış olan George Ellis’tir. Ellis, beyinde olan kuantum olaylarıyla düşünce ve duyguların etkilendiğini, vahiy ve dinsel tecrübenin de bu vasıtayla gerçekleştiğini savunur. Ellis’e göre zihindeki olaylarla bedende, beden aracılığıyla ise evrende makro değişiklikler meydana gelir (yukarıdan-aşağı etki).

Kuantum olaylarıyla zihin arası ilişki birkaç şekilde kurulabilir: Bunların birincisinde, zihindeki kuantum boşluklarını Tanrı’nın doldurduğu söylenip -Ellis gibi- doğa yasalarını ihlal etmeyen bir vahiy ve dinsel tecrübe anlayışı savunulabilir. İkincisinde, insanın özgür iradesiyle farklı seçenekler arasından tercih yapması (libertaryan özgür irade anlayışı için gerekli olan) zihindeki ‘objektif olasılıklar’ın varlığına dayandırılabilir (bu konu 5. bölümde daha ayrıntılı ele alınacaktır). Üçüncüsünde, kuantum teorisinin indirge -meciliğin mümkün olmadığını -daha önce bahsedilen- gösteren verileri, zihnin indirgenemeyeceği görüşünü desteklemek için (Murphy de zihnin indirgenemezliğine önem vermektedir) kullanılabilir. İnsan zihniyle ilgili tüm bu yaklaşımlar ise Tanrı-insan ilişkisinin nasıl kurulacağı sorununu ele alırken önemli olmak durumundadır.

Russell, Tanrı’nın bütün kuantum belirsizliklerini belirlediğini söyleyen Murphy’nin yaklaşımının, ‘yeter sebep ilkesi’ne (the principle of sufficient reason) uygun olduğu için, bu prensibe uymayan Tracy’nin yaklaşımına göre felsefi açıdan daha cazip olduğunu söyler. Çünkü Murphy’nin yaklaşımında, her belirsizlik belirlenirken, Tracy’nin yaklaşımında belirlenmeyen belirsizlikler vardır. Russell bunu söylerken, Tracy’nin, Tanrı’nın ‘yeter sebep ilkesi’ne uyan bir evren yaratmak zorunda olmadığı yönündeki fikrine de katılmaktadır. Fakat böylesi bir olasılığa rağmen, Leibniz’le özdeşleşmiş olan bu ilkeye uygunluk, felsefi bir avantajdır ve de Murphy’nin yaklaşımı, bu zor konuda böylesi bir avantaja sahiptir.

Murphy, ‘Buridan’ın eşeği’ni (Buridan’s ass) örnek vererek, her olgunun bir ‘yeter sebebi’ olması gerektiğini; bu yüzden ‘ontolojik indeterminist’ kuantum boşluklarının hepsinin Tanrı tarafından belirlendiğini savunmanın en doğrusu olduğunu savunur. Jean Buridan’ın verdiği örnekte, bir eşek, kendisinden eşit uzaklıkta iki gıdanın tam ortasındadır ve her ikisinden birini tercihte ‘yeter sebebi’ olmadığı için açlıktan ölmektedir. Murphy, bu örneğe analoji yaparak, kuantum belirsizliğine bağlı olguları ‘Buridan’ın eşeği’ne benzetir ve bunların kendi başına aktüalize olamayacağını savunur; Tanrısal etkinlikle kuantum teorisini birleştirenlerin, Tanrı’nın, tüm kuantum belirsizliklerini belirlediğini savunmasının en iyisi olduğunu düşünür. Böylece ‘yeter sebebi’ olan kuantum olayları gerçekleşir; analojideki karşılığı olarak ‘eşek’ yemeklerden birine doğru gider ve ölmez. Murphy, Tanrısal etkinliğin mikro dünyadaki varlıkların ‘doğal hakları’ ihlal edilmeden gerçekleşmesine de ‘Buridan’ın eşeği’ne analojiyle cevap verir: ‘Buridan’ın eşeği’nin hangi yemeği yiyeceğinin, Tanrısal etkinlik tarafından belirleneceğini beklemek doğaldır, fakat başka bir eşeğin konuşmasını beklemek doğal değildir. Murphy böylesi bir yaklaşımın, neden bazı duaların gerçekleşip bazılarının gerçekleşmediğini anlamamızda yardımcı olup olamayacağı hususunda -kendisinin açık olarak cevaplamadığı kafasındaki bir soruyu okurlarıyla paylaşır. Murphy’nin yaklaşımlarında mutlaka eleştirilecek ve açıklığa kavuşturulması gerekli pek çok nokta vardır. Fakat modern bilimle uyumlu bir ‘ihlalci olmayan Tanrısal etkinlik modeli’ sunmak gibi çetin bir konuda -modern bilimi de Tanrısal etkinliği de nasıl anlamamız gerektiği tartışmalıdır-Murphy’nin sunduğu model bizce başarılıdır.

ÖNCEKİ YAZI: 3.3. KUANTUM BOŞLUKLARI VE TANRISAL ETKİNLİK

SONRAKİ YAZI: 3.5. KAOS TEORİSİ, JOHN POLKINGHORNE VE TANRISAL ETKİNLİK

default
Post Written by
?>