4.2. MUCİZELER SORUNUNA DOĞRU YAKLAŞIMI BELİRLEMEK

Kutsal metinlerde anlatılan ‘mucizeler’, daha çok peygamberlerin gelişleriyle ilgili süreçle ilişkilidir, yani bunlar dinlerin kuruluş süreci ile ilgili en kritik evreyle ilişkilidir. Bu dönemin içindeki şahsi tanıklıkların ne kadar önemli olduğu tartışma konusu olabilir, ama binlerce yıllık bir süre zarfında, tektanrılı dinlere inanan teistlerin çoğunluğunun inançlarını bu mucizelere bina ettiklerini düşünmek hatalı olacaktır. Daha ziyade, Tanrı’nın varlığına ontolojilerinde merkezi yer veren teistlerin, bu ontolojilerinin gereği olarak Tanrı isterse ‘mucize’ diye nitelendirilen fenomenleri gerçekleştirebileceğine inançlarının ‘mucizeler’e imanlarının temel sebebi olduğunu söylemek -bizce- daha doğrudur. Kısacası, mucizeleri gözlemden Tanrı’nın varlığına inanca geçişten çok, Tanrı’nın varlığına inançtan mucizelerin varlığına inanca geçişin, tektanrılı üç dine inananların çoğunluğunun tavrı olduğunu tespit edebiliriz. R. J. Berry’nin dediği gibi “Mucizeler için yüce bir imana ihtiyacımız yok; ihtiyacımız olan yüce bir Tanrı’ya imandır.” Sonuçta -genelde- teistlerin, mucizelere imanının sebebinin, ‘şahsi tanıklıklara güvenle mucizeleri temellendirmelerinden’ ziyade, inanılan Tanrı için mucizelerin ‘mümkün’ olduğuna ve kutsal metinlerin doğruluğuna bir arada iman etmeleri olduğunu söyleyebiliriz. Tanrı’ya olan bu imanın arka planında ise ‘kozmolojik delil’ veya ‘tasarım delili’ gibi rasyonel Tanrı kanıtlamaları olabileceği gibi, hiçbir kanıta dayanmayan fideist bir yaklaşım da olabilir.

Tanrı’nın varlığına şüpheyle yaklaşan kimselerin çoğunluğu bile, asıl önemli meselenin, mucizelerin gerçekleşip gerçekleşmemiş olması değil, Tanrı’nın var olup olmadığı meselesi olduğunu kabul edecektir. Doğanın kapalı bir sistem olup, dışarıdan hiçbir müdahale almadığını apriori olarak kabul edenler; yani natüralizmi felsefi sistem veya bilimsel metot olarak tek alternatif olarak görenler için elbette ki mucizenin imkanı yoktur. Natüralizm, doğayı tek gerçeklik ve değer kaynağı olarak kabul eden, bütün olguların doğayla açıklanabileceğini savunan bir öğretidir. Natüralizm ile mucizeler daha baştan tanım olarak birbirlerini dışlarlar. Natüralizm doğanın dışarıdan her türlü müdahaleye kapalı olduğunu, Tanrı veya madde-dışı herhangi bir cevherin, mad¬di doğa üzerinde etkili olamayacağını savunur. Mucize ise Tanrı’nın doğa üzerindeki olağanüstü etkinliğini ifade eder. Tanrısal etkinlik anlamında ‘mucize’ kavramı ile natüralizmi uzlaştırmak mümkün değildir: “Sen Tanrısal etkinliği yok kabul etmelisin” diyen bir felsefe ile Tanrı’nın etkinliği ile ilgili bir iddia nasıl uzlaşsın? Sonuçta mucizeler ile ilgili sorunda karşımıza çıkan en temel soru, teizmin mi yoksa natüralizmin mi ontolojisinin doğru olduğudur. Ancak bu en temel sorunun cevabı bu kitabın odak noktalarından biri değildir.

Kuantum teorisinin, Tanrısal etkinliğin ve mucizelerin gerçekleşmesi için gerekli boşlukların doğada ontolojik olarak var olduğunu gösterdiğini savunan kimi düşünürler, doğa yasalarının ihlal edilmediği bir mucize anlayışı savunurlar. Böylesi bir mucize anlayışı ‘metodolojik natüralizm’ (ilerleyen sayfalarda ‘felsefi natüralizm’ ve ‘metodolojik natüralizm’ arasındaki farktan bahsedilecektir) açısından daha sorunsuz olacaktır, çünkü doğanın yasaları ihlal edilmemektedir; Tanrı mucize gösterirken bile, bu mucizeler, doğa yasaları çerçevesinde gerçekleşmektedir. Diğer yandan, Tanrı’nın bir eliyle koyduğu yasaları diğer eliyle bozmayacağı’nı söyleyerek mucizelere teolojik sebeplerle karşı çıkanlar için de bu mucize anlayışı tercih edilecektir. Bu yüzden, din felsefesi açısından, kuantum teorisinin, doğa yasaları ihlal edilmeksizin mucizelerin gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu, açıklayıp açıklayamayacağını tespit etmek önemlidir. Fakat, bu konuyu tespit etmeye çalışmamız, teolojik açıdan, doğa yasalarının ihlal edilmediği bir mucize anlayışına ihtiyaç duyulduğu şeklinde -Schleiermacher gibi-bir anlayışta olduğumuz anlamına gelmemektedir. Çünkü biz de Berry gibi, asıl olanın Tanrı’nın varlığına inanmak olduğunu, mucizelerin imkanına inancın ise bunun doğal neticesi olduğunu düşünüyoruz. Diğer yandan, bunu söylerken, Marin Mersenne ve Richard Swinburne gibi, mucizelerin doğa yasaları ihlal edilerek gerçekleştiğine dair bir iddiada bulunmak için de bir sebep görmüyoruz.
Eğer doğa yasaları ihlal edilmeksizin mucizelerin gerçekleşebileceği gösterilebilirse; bununla, “Din, bilimle çelişir, çünkü doğa yasalarının ihlali anlamında mucizeyi savunur” diyenlerin hatalarının anlaşılacağını ve bu tespitin de din felsefesi açısından değerli olacağını düşünüyoruz. Bu yüzden, bu kitapta, kuantum teorisinin ‘mucizelerin doğa yasaları ihlal edilmeksizin gerçekleşebileceği’ni gösterdiğine dair yaklaşımları aktarmakla, böylesi bir tespitin yapılmasını hedefledik; fakat böylesi bir ‘imkanı’ göstermekle, gerçekte de mucizelerin böyle ‘oluştuğu’na dair bir iddiada bulunmadığımızın özellikle altını çizmek istiyoruz.

Tanrısal yasaların (İslami bir ifadeyle Sünnetullah) bilinen doğa yasalarından daha geniş yasalar olduğu söylenebilir, bu yaklaşım ise ‘Tanrı’nın bir eliyle koyduğu yasaları diğer eliyle bozmayacağı’na dair teolojik itirazın geçersiz olması demektir; çünkü Tanrısal yasalar hakkında tam bir bilgimiz yoktur ve bunlar bizim bildiğimiz doğa yasalarıyla sınırlı değildir. Eğer Spinoza’nın yaptığı gibi, kendi bildiğimiz doğa yasalarının, Tanrısal yasalara eşit olduğunu düşünürsek -Tanrısal yasaların bilinen doğa yasalarından daha geniş olabileceğini göz ardı edersek bahsettiğimiz hataya düşeriz. Nitekim Spinoza, Tanrı ile doğa yasaları arasında ilişki kurmuştu ve kendi döneminin bilim anlayışını yansıtan determinist yasaları Tanrısal Doğa ile özdeşleştirmişti. Fakat kuantum teorisi, doğa yasalarının indeterminist yapıda olduğunu ve yerel olmayan nedenselliğin evrenin bir fenomeni olduğunu bilimsel bir teori olarak ortaya koydu. Bu durum, doğa yasalarının gizemini çözdüğümüze dair iddialarda, hele hele doğa yasalarından yola çıkarak Tanrısal Doğa ile ilgili iddialarda bulunmakta, ne kadar dikkatli olunması gerektiğinin önemli bir göstergesidir. Tanrısal yasaların bilinen doğa yasalarından (determinist veya indeterminist) daha fazlasını ifade ettiğine inanıyoruz ve bilimsel teorilerde tarif edilen doğa yasalarından yola çıkan herhangi bir yaklaşım adına mucizelere karşı çıkmanın hatalı olduğunu düşünüyoruz. Buna rağmen, bilimi ciddi bir şekilde ele alan yaklaşımları, bilim-din ilişkisinin kurulması açısından değerli bulduğumuzdan, modern fiziğin en temel teorilerinden birinin, ‘mucizelerin doğa yasaları ihlal edilmeksizin gerçekleşebileceği’ni gösterip göstermediğini belirlemeyi önemli buluyoruz.

ÖNCEKİ YAZI: 4.1. MUCİZELER SORUNU VE DAVID HUME

SONRAKİ YAZI: 4.3. MEKANİK EVREN VE MUCİZELER

default
Post Written by
?>