4.3. MEKANİK EVREN VE MUCİZELER

Voltaire gibi diğer bazı düşünürler de mucizelerin imkanını dışlamak için mucizeleri ‘doğa yasalarına aykırı olgular’ olarak tarif etmişlerdir. Voltaire, sadece mucizelerin imkanını dışlamakla kalmaz, mucizelerin gerçekleştiğini düşünenlerin Tanrı’ya hakaret ettiğini de ileri sürer. Newtoncu mekanik evren modeli, mucizelerle ilgili sorunun alevlenmesinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. ‘A’lar hep ‘B’yi belirliyorsa, ‘A’dan sonra mucize olarak ‘M’nin gerçekleşmesi, doğa yasasının gereği olan ‘B’nin gerçekleş-memesi, doğa yasasının ihlal edildiği veya askıya alındığı anlamını taşır. Hume ve Voltaire’e karşı birçok düşünür, doğa yasalarının ihlali anlamındaki mucizelerden ve mekanik bir evren anlayışından rahatsızlık duymamışlar, hatta kendi felsefi-teolojik görüşleri açısından bunu tercih etmişlerdir. 17. yüzyıl biliminde önemli bir yeri olan Marin Mersenne bunlardan birisidir. Mersenne, din adamlarının halkı kandırmak için mucize hikayeleri uydurmalarıyla ilgili ithamlardan rahatsız olmuştu. Bunun için, mekanik felsefenin, mucizeler ile şaşkınlık uyandıran olaylar (marvel) arasında sınır çizmede yararlı olacağını düşündü: Eğer doğa yasaları ile işleyen bir düzen varsa, bu düzenin kesintiye uğramasıyla mucizeler tarif edilebilir, böylece mucizeler şaşkınlık uyandıran olaylardan ayırt edilebilir ve değerleri ortaya çıkar. Mersenne için mekanik felsefe, Katolik inancına hizmet eden, onu koruyan bir araçtı. Diğer yandan, Mersenne’in Katoliklik adına yaptığını, Robert Boyle, Protestanlık için yapmış ve mucizelerdeki doğaüstü yöne vurgu yapmıştır. Protestanlar, kutsal metinlerde yazılanların dışında birçok mucizenin varlığını iddia eden ve bunları Katoliklik lehine kullanan Katolik Kilisesi’nin mucize anlayışına karşı çıkmışlar ve -genelde- mekanik evren anlayışına daha çok sempati duymuşlar, bu anlayışın, Katolikliğin ‘sihirli evren’ anlayışının yerini alması gerektiğini düşünmüşlerdir.

Mekanik evren sisteminin babası Newton da ‘Tanrı’nın özgürlüğü’ne vurgu yaparak, Tanrı’nın istediği anda evrene -gereğinde doğa yasalarını ihlal ederek- müdahalede bulunabileceğini savundu. Diğer yandan Aydınlanma’nın akılcılığıyla Hıristiyanlığa yeni bir şekil vermek isteyen Thomas Jefferson, Hıristiyanların kutsal metinlerinden mucizeleri çıkartarak, kendi Kutsal Kitap baskısını yaptı.  Bütün bu mucizelere farklı yaklaşımlarda, 17. yüzyıldaki bilimsel gelişmelerin önemli bir rolü vardır. 17. yüzyıldan önce mucizeler tartışılmış olsa da, bu yüzyılda mekanik evren modelinin hakim olması, bu sorunun, daha önceki dönemlerde olmadığı kadar, felsefe ve teoloji alanlarında tartışma gündemine gelmesine sebep olmuştur. Ateizm, deizm veya agnostisizm adına mucizelere Hume ve Voltaire gibi karşı çıkanlarda, Mersenne ve Boyle gibi mucizelerin doğa yasalarının ihlali olarak anlaşılmasına pozitif anlam yükleyenlerde, Jefferson gibi mucizelerin anlatımını kutsal metinlerden çıkartmaya çalışanlarda; mekanik felsefenin ortaya konmasının, mucizeler ile ilgili tartışmada bir dönüm noktası olduğu gözükmektedir.

Mucizelere kimi karşı çıkışların ateizm ve agnostisizm dışında teolojik kanaatler sonucu yapıldığına özellikle dikkat edilmelidir. Karşı çıkanların kimisi, doğrudan mucizelerin varlığına karşı iken (Jefferson gibi), kimi ise mucizelerin doğa yasalarının ihlali şeklinde anlaşılmasına karşı olmuştur. Örneğin Descartes, kutsal metinlerde bahsedilen kimi mucizeleri doğal sebeplerle açıklamaya çabaladı. Doğa yasalarının değişmezliğini, ‘Tanrı’nın Doğası’nın değişmezliği’ ile temellendirmeye çalışan Descartes’ın mucizelere yaklaşımını, felsefesindeki bu temel ilkeyle ilişkilendirebiliriz. Schleiermacher ise teolojik sebeplerle doğa yasalarının ihlali anlamındaki mucize anlayışının Hıristiyan teolojisinden çıkarılması gerektiğini savundu. O, nedenselliği mantıki bir zorunluluk olarak kabul etmişti ve evrensel her olguyu Tanrı’nın eseri olarak görse de, bu olguların doğa yasaları çerçevesinde -bu yasalar ihlal edilmeksizin- gerçekleştiğini savundu.

Mucizelere, Tanrısal etkinliğe ve Tanrısal Doğa’ya karşı birbirlerinden oldukça farklı yaklaşımlarına rağmen Voltaire’in, Mersenne’in, Newton’un, Jefferson’un, Descartes’ın, Spinoza’nın ve Schleiermacher’in yaklaşımlarındaki ortak noktayı görmek mümkündür. Tüm bu ünlü isimler yaklaşımlarını, evrende ‘objektif determinist’ doğa yasaları olduğuna inanarak geliştirmişlerdir. Kuantum teorisinin bu tartışma açısından önemli olduğu nokta tam burasıdır. İlk olarak kuantum teorisiyle -doğa bilimleri alanında- ‘objektif indeterminist’ doğa yasalarının varlığı savunulmuştur. Bu ise mucizeler sorunuyla ilgili felsefi tartışmalarda, temel hareket noktalarından birinin değiştiği ve bu konunun baştan ele alınmasının gerektiği anlamına gelir.

20. yüzyıldaki, mucizelere felsefi veya teolojik kanaatleri gereği inanan tüm din felsefecilerinin ve teologların, kuantum teorisinde ortaya çıkan indeterminizm sonucunda, mucizelerin doğa yasaları ihlal edilmeksizin gerçekleştiğini savunmaya başladıkları da zannedilmemelidir. Örneğin Richard Swinburne, mucizeleri, doğa yasalarının ihlal edilmesi olarak tarif eden yaklaşımı Mersenne gibi benimsemiş ve mucizeleri, tekrarı olmayan, doğa yasalarının ihlal edildiği istisnai durumlar olarak betimlemiş ve buna, kendi felsefi yaklaşımında Hume’un tersine- pozitif bir anlam yüklemiştir.

ÖNCEKİ YAZI: 4.2. MUCİZELER SORUNUNA DOĞRU YAKLAŞIMI BELİRLEMEK

SONRAKİ YAZI: 4.4. DOĞA YASALARINA FARKLI FELSEFİ YAKLAŞIMLAR

default
Post Written by
?>