2.4. KUANTUM TEORİSİNİN FARKLI YORUMLARI

Kuantum teorisinin farklı şekillerde yorumlanmasına yol açan en temel sebeplerden biri, bu teoriyi yorumlayanların, bilimsel teorilerin doğa ile kurduğu ilişkiye karşı farklı tutumlar benimsemiş olmalarıdır. Bu tutum farkı özü itibariyle felsefidir ve önce bu teorinin farklı şekillerde bilimsel açıdan anlaşılmasına, sonra ise buna bağlı olarak çıkarsanan felsefi ve teolojik sonuçların birbirlerinden farklı olmalarına yol açmaktadır. Bilimsel teorilere karşı bu felsefi tutum farkını yaygın olarak kullanılan bir sınıflamayı takip ederek  üç maddede inceleyebiliriz:

1- Bilimsel Realizm:

 Bilimsel realizmin fikirlerini kabaca şöyle özetleyebiliriz: Bilimsel teorilerin bizlere çizdiği dünya resmi bir ontolojik gerçekliği ifade etmektedir, bilimlerin öngördüğü zaman, mekan, dalga gibi varlıklar gerçek varlıklardır; bilimsel teoriler keşiftirler, fakat bazılarının düşündüğü gibi icat değildirler. Elbetteki bu çok genelleyici bir tariftir ve bilimsel realizmi savunan birçok kişi de bilimsel teorilerin hatalı bir şekilde tasarlanabileceğim kabul etmişlerdir. Fakat bu tarif, böylesi bir görüşü benimseyen kişilerin, bilimsel teorilerin ontolojik statüsüne nasıl yaklaştığını görmemizi; bilimsel teorilerin ‘kendinde şey’e ulaşmamızı mümkün kıldığına inandıklarını görmemizi sağlar. Bilimsel realistlere göre bir bilimsel teorinin kabulü, bu teorinin aktardığı şekliyle dünyanın var olduğuna inancı da kapsar. Realist pozisyon, bilimsel teorilerin teknoloji üretme ve öngörülerde bulunma gibi başarılarının, bu teorilerin evrensel gerçekliği aktarmasıyla ancak açıklanabileceği şeklindeki argümanlarla savunulmaya çalışılmıştır.
Galileo ve Newton gibi birçok ünlü bilim insanı realist bir yaklaşımı benimsemişlerdir. Onların epistemolojik görüşü, bilimsel teorilerinin evrenin gerçekliğini bize aktardığı yönündeydi. Einstein da aynı yaklaşımı devam ettirmiştir. Fakat, kendisinin makro fiziğe hakim teorisi olan izafiyet teorisiyle kimi hususlarda çelişen, diğer yandan paradoksal durumları çözmeden kabul eden, indeterminizm ve belirsizlik gibi unsurlar barındıran kuantum teorisinin evrendeki gerçekliği tarif ettiğini kabul etmek Einstein’ın realist yaklaşımıyla uyuşmuyordu; zaten bu teoriye karşı en etkili muhalefeti de o gerçekleştirmiştir. Einstein, bu teorinin başarılarının farkında olmasına, birçok deneyle bu teorideki görüşlerin desteklendiğini bilmesine rağmen, bu teorinin eksik olduğunu ve yeni bir teorinin bu teorinin yerini alması gerektiğini veya bu teoride bazı düzeltmelerin yapılması gerektiğini düşündü. Schrödinger, De Broglie, Dirac ve Penrose gibi ünlü bilim insanları da kuantum teorisinin eksik olduğunu ve yeni bir kuramın bu eksikliği gidermesi gerektiğini düşündüler. Sonuçta bilimsel teorilerin gerçeklikle ilişkisi hakkında benimsenen felsefi yaklaşım, kuantum teorisinin nasıl anlaşılması gerektiğiyle ilgili farklı sonuçlar doğurmuştur; bu farklı sonuçlar ise bu teoriden çıkarsanan felsefi ve teolojik sonuçların farklı olmasına sebep olmuştur/olmaktadır. Örneğin Einsteincı yaklaşımı benimseyen birinin, din felsefesi açısından önemli bir konu olan Tanrısal etkinlikle, kuantum teorisine dayanarak savunulan indeterminist görüşü bir arada değerlendirdiğini düşünelim. Muhtemelen bu kişi, indeterminizmin teorilerimizin yetersizliklerinden kaynaklanan epistemolojik bir durum olduğunu, ontolojik bir durumu tarif etmediğini, bu yüzden Tanrısal etkinlik indeterminist bir evrende oluşuyormuşçasına felsefi ve teolojik yaklaşımlarımızı oluşturmamızın bir hata olduğunu söyleyecektir.

2- Araçsalcılık (Aletçilik):

Araçsalcı yaklaşımı benimseyenler, bilimsel teorileri pragmatik bir yaklaşımla ele alırlar. Onlara göre bilimsel teoriler gerçekliğin bir açıklaması olarak ele alınmamalıdır; önemli olan bu teorilerle öngörülerde bulunmak, gözlemleri sistematize etmek ve mühendislik gibi alanlarda bunlardan yararlanmaktır. Stephen Hawking bu görüşte olan bilim insanlarına örnek olarak verilebilir. Hawking, araçsalcı yaklaşımı pozitivizmin gereği olarak görür ve şöyle der: “Pozitivist açıdan bakıldığında, bir kişi neyin gerçek olduğunu belirleyemez. Yapabileceği tek şey, içinde yaşadığımız evreni tanımlayan matematiksel modeli bulmaktır.” Birçok bilim insanı ve felsefeci, öngörülerde bulunmada ve teknoloji üretmede başarılı olmasına karşın paradoksal unsurlar barındıran Tamamlayıcılık İlkesi’nde olduğu gibi ve sağduyuya aykırı gözüken kavramlarla ‘kendinde atom’u açıklayan kuantum teorisini, araçsalcılığı destekleyen bilimsel bir teori olarak değerlendirmişlerdir. Araçsalcı yaklaşımı kuantum teorisine uygulayanlara göre yaptığımız gözlemlerin arasında, atomda ne olup bittiğini bilemeyiz, fakat kuantum teorisinin denklemlerini olasılıkçı öngörüler için kullanabiliriz.

Bu yaklaşım kolayca anlaşılacağı gibi  Kant’ın ‘kendinde şey’in ulaşılmazlığını savunan ünlü görüşünün bilim felsefesindeki izdüşümüdür. Bilim felsefesi açısından önemli bir konu olan bilimsel teorilerin ontolojik gerçeklikle nasıl ilişki kurdukları sorunu, felsefenin diğer dalları, örneğin din felsefesi için de önemlidir. Çünkü bilimsel teoriler hakkında ulaşacağımız kanaatin, bilim-din ilişkisi konusundaki yaklaşımımızda önemli belirleyici rolü olacaktır. Bilimsel teorilere araçsalcı bir yaklaşım, bilime daha mütevazı bir bakışa yol açabilir; çünkü bu bakış, bilimsel teorilerin ontolojik gerçekliği olduğu gibi açıkladığını reddeder. Bu ise bilimin dinin yerini alması gerektiği gibi, bilimi gerçekliğe ulaşmakta tek otorite olarak gören yaklaşımları savunmayı güçleştirir. Diğer yandan, bilimin sonuçlarından dinsel tezlerin desteklenmesine veya ispatlanmasına çalışan doğal teoloji savunucuları için bilimsel teorilere araçsalcı yaklaşım sorunlu olabilir. Bütün araçsalcı yaklaşımı benimseyenlerin, bilim-din ilişkisine aynı şekilde baktığını elbette söyleyemeyiz; fakat, bir genelleme yapmak gerekirse, bilimsel teorilere araçsalcı yaklaşımın, bilimi ve dini bağımsız ve birbirlerine etkisi olmayan alanlar olarak gören kompartmantalizasyoncu yaklaşımlara yol açtığı söylenebilir.

3- Kritikçi Realizm:

Bilimsel teoriler hakkındaki yaklaşımlar ‘realizm’ ve ‘araçsalcılık’ olarak ikili bir sınıflamada da incelenmiştir.  Ayrıca ‘realizmi’ bir görüş, bu görüşe karşıt görüşleri ‘anti-realizm’ olarak ele almak da mümkündür; ‘anti-realizm’ ise karşımıza ‘araçsalcılık’ olarak çıkabildiği gibi ‘yapısal deneycilik’ olarak farklı isimlerle de çıkabilir. Sonuçta bu kitapta yapılan üçlü sınıflamanın dışında başka tip sınıflamalar da mümkündür; fakat realizme karşı anti-realizmin en yaygın versiyonu olan ‘araçsalcılığa’ ve ‘kritikçi realizme’ yol veren sınıflamanın, bilimsel teorilerle doğanın ilişkisini ele almada en faydalısı olduğu kanaatindeyiz.

Kritikçi realist yaklaşımı savunanlar, özellikle kuantum teorisiyle ilgili gelişmelerle; bilimsel teorilerin öngörüde bulunmayla ilgili ve teknoloji üretmedeki başarılarına dayanarak, bu teorilerin doğayı tamamen doğru olarak tarif ettiğinin iddia edilemeyeceğini söylemişlerdir. Böylece, ‘bilimlerin başarısıyla realizmi temellendirme’ olarak özetlenebilecek bilimsel realizmin en yaygın delilini reddederek, safça bir realizm dışında bir yolun kaçınılmaz olduğu sonucuna varmışlardır. Bu yaklaşımı benimseyenler, özellikle bilimin insan zihni tarafından yapıldığına ve insanın doğayı yorumlarken, gözlem ve deneyler aracılığıyla doğayla etkileşimde bulunduğuna vurgu yapmışlardır. Bilimin içinde insan unsurunun olması ve insan zihninin toplumsal şartlanmalar, önyargılar, apriori kabuller ve kapasite yetersizliği gibi sınırlılıkları, bilimsel teorilere bakışta ‘kritikçi’ unsuru gerektirir. Diğer yandan bilimlerin başarısı ‘kendinde doğa’yı olduğu gibi anladığımızı göstermese de bu başarıların, doğayla ilgili gerçekliğe kısmen de olsa ulaştığımızı gösterdiğini düşünmek mantığa ve sağduyuya uygundur. William Stoeger’in dediği gibi “Gerçekliğin üstü örtülüdür, fakat tamamen değil”. Sonuçta kritikçi yaklaşımı elden bırakmadan ‘safça olmayan bir realist yaklaşım’ geliştirmek; ‘araçsalcılığın’ bilimsel teorilerle doğanın gerçekliği arasında hiçbir bağ kurmayan yaklaşımından daha tutarlı ve sağduyuya uygun gözükmektedir. Din felsefesi ve bilim felsefesi gibi felsefe dalları açısından önemli çalışmaları olan Polkinghorne, Barbour ve Peacocke gibi günümüzün düşünürlerinin benimsediği ‘kritikçi realist’ yaklaşımın, safça realizmden ve araçsalcılıktan daha tutarlı olduğu konusunda bu düşünürlerle aynı fikirdeyiz.

ÖNCEKİ YAZI: 2.3. TAMAMLAYICILIK İLKESİNDEN HAREKETLE FELSEFİ VE TEOLOJİK YORUMLAR

SONRAKİ YAZI: 2.5. KRİTİKÇİ REALİZM VE BİLİM-DİN İLİŞKİSİ

default
Post Written by
?>