5.5. KUANTUM TEORİSİNE FARKLI YAKLAŞIMLAR VE ÖZGÜR İRADE

Bu kitabın birçok yerinde kuantum teorisinin gerek bilimsel yorumlanışında, gerekse Tanrısal etkinlikle beraber ele alınışında farklı yorumların olduğunu göstermeye çalıştık. Bu farklı yorumlar, kuantum teorisiyle beraber özgür irade sorunu değerlendirilirken de göz önünde bulundurulmalıdır. Kuantum teorisini Einsteincı bakış açısıyla determinist bir şekilde yorumlayanlar, doğal olarak determinist yaklaşımı benimseyenler ile aynı kategoride ele alınmalıdır. Ayrıca Searle gibi, kuantum indeterminizminin sadece mikro dünya ile ilişkili olduğunu, insan beyni gibi makro yapılarda kuantum indeterminizminin hiçbir önemi olmadığını düşünenler de determinist yaklaşımı benimseyenler ile aynı kategoride değerlendirilmelidir. Çünkü, özgür irade sorunu açısından mikro dünyanın dışına taşmayan bir indeterminizmi savunanlarla, doğa yasalarının determinist bir karakterde olduğunu savunanlar arasında bir fark bulunmamaktadır.

Bunlar, ya katı determinizmi savunarak özgür iradeyi reddetme, ya ılımlı determinizmi savunarak özgür iradeyle determinizmin bağdaşır olduğunu kabul etme, ya insan zihninin determinizmden bağımsız özel bir alan olduğunu dualizm veya zuhur etme yaklaşımlarıyla savunarak özgür iradeyi temellendirme alternatiflerinden birini tercih etme ya da tüm bunlar arasında bir tercih belirlemeyerek, bu konuda agnostik kalmayı benimseme şıkları arasındadırlar.

‘Kuantum indeterminizmi’ni Tanrısal etkinlik açısından önemli bulanların da kendi aralarında farklı görüşleri olduğu hatırlanmalıdır. Örneğin Pollard, Tanrı’nın bütün kuantum belirsizliklerini belirlediğini savunmaktadır. Sonuçta bu tarzda yaklaşımların, ‘bilimsel determinizm’ yerine ‘teolojik determinizm’i geçirdikleri; bu yaklaşımlarla Tanrısal etkinliklerin doğa yasaları ihlal edilmeden nasıl gerçekleştiğinin açıklanabileceği, fakat libertaryan bir özgür irade anlayışı için bu yaklaşımların yetersiz olduğu söylenebilir. Diğer yandan kuantum indeterminizmini Tanrısal etkinliğin açıklanmasında önemli bulanların farklı yaklaşımları da olmuştur. Örneğin Robert John Russell, kendi libertaryan anlayışının gereği olarak, Tanrı’nın, bilinç ortaya çıkana dek tüm kuantum belirsizliklerini belirlediğini; fakat bilinç ortaya çıktıktan sonra insanın özgür iradesiyle seçim yapmasına izin verecek şekilde belirsizlikleri belirsiz bıraktığını söylemektedir. Bu yaklaşımıyla Russell, Tanrı’nın, ‘kendisini gönüllü olarak sınırladığı’nı (self-limitation) ve insanın özgür iradesiyle farklı seçenekler arasında tercih yapmasına olanak tanıdığını savunmaktadır. Kötülük sorunu ve özgür irade sorunuyla ilgili olarak ‘Tanrı’nın kendisini gönüllü sınırlaması’na vurgu yapmaya Keith Ward, Hick, Murphy, Ellis ve Barbour gibi birçok felsefeci ve teologda rastlamaktayız. Burada sınırlamanın ‘gönüllü’ olduğuna yapılan vurguyla, Tanrı’nın kudretiyle ilgili klasik görüş muhafaza edilmeye çalışılmakta; Tanrı’nın kendisini sınırladığı’na vurgu yapılarak ise insanın özgür iradesiyle seçimler yapabilmesine kapı açılmakta, böylece insanların ahlaki sorumluluğu temellendirilmeye ve kötülük sorunu açıklanmaya çalışılmaktadır.

Tracy ve Clayton gibi düşünürlerin savunduğu şekilde, Tanrı’nın sadece bazı kuantum belirsizliklerini belirlediğini söylemek; Pollard’ın savunduğu yaklaşımdan farklı bir şekilde özgür irade sorununun değerlendirilmesine yol açabilir. Tanrı’nın belirlemediği bazı alanların olduğunu savunan yaklaşımlar, insanların özgür iradeleriyle bu alanı doldurduğunu söyleyerek, özgür iradenin eylemlerine yer açabilirler; kuantum teorisi ise bu anlayışta, evrende ‘objektif olasılık-lar’ın olduğunu ve libertaryan anlayış için gerekli ‘determine edilmemiş objektif seçenekler’in varlığını göstermekte kullanılabilir. Nitekim Tracy, kötülük sorunu açısından ‘teolojik determinizm’in oluşturacağı sorunlara dikkat çekmektedir. (Fakat unutulmamalıdır ki libertaryan bir yaklaşım yerine bağdaşıra bir yaklaşımı benimseyen biri, teolojik determinizmi de bilimsel determinizmi olduğu gibi özgür iradenin varlığı açısından bir sorun olarak görmeyecektir.) Ayrıca Tracy gibi Clayton da kuantum indeterminizmine özgür irade sorunu açısından özel önem verse de; kuantum indeterminizminin varlığını göstermenin bu sorun açısından yeterli olmadığını, mikro dünyadaki indeterminizmin beyin seviyesinde farklılık oluşturacak etkisinin olmasının da önemli olduğunu belirtmektedir.

Yaşayan en ünlü fizikçilerden biri olan Roger Penrose da kuantum teorisinin, insan zihninin (beyninin) bilinç gibi özelliklerini ve özgür irade sorununu çözmede faydalı olabileceğini düşünmektedir. George Ellis ise, ‘kuantum teorisi, insan zihni ve Tanrısal etkinlik’ konularını birleştirmek için ayrıntılı yaklaşımlar oluşturanların başında gelmektedir. Ellis, Tanrı’nın kuantum belirsizliklerini belirleyerek insan zihnine etkide bulunabileceğini; böylelikle vahiy ve dinsel tecrübe gibi mucizevi olayların, doğa yasalarının ihlaline yer verilmeksizin açıklanabileceğini savunmaktadır. Ellis, insan zihninin, insanın bedenini hareket ettirmesinin ve çevrede değişiklikler oluşturmasının ‘yukarıdan aşağı’ (top-down) bir etki meydana getirebilmesinin, insan zihniyle ilgili yaklaşımları önemli kıldığını düşünmektedir. Ellis Searle’ün aksine kuantum belirsizliklerinin beyin seviyesinde önemli olduğunu, beyindeki süreçlerle bu belirsizliklerin etkisinin büyüyeceğini, beyindeki bu açıklıkların, Tanrı’nın insanlarla iletişime geçmesi vahiy gibi araçlarla- için gerekli boşluğu oluşturduğunu savunmaktadır.

Penrose ve Ellis’inki gibi kuantum indeterminizmini beyin/zihin seviyesinde önemli gören görüşler, özgür irade sorunu açısından önemlidir. Libertaryan özgür irade anlayışı için, belirsizliklerin sadece atom altı seviyesinde kalmaması, insanların, beyinleri/zihinleri aracılığıyla, bütün önceki koşullar sabit kaldığında bile farklı tercihler yapabilmeleri gerekir. Kuantum teorisinde ortaya çıkan ‘objektif olasılıklar’ ile insan zihninin yapacağı tercihler için ‘objektif olasılıklar’ın varolduğunu savunmak; şayet libertaryan anlayış kuantum teorisine dayandırılarak savunulacaksa gerekli olan durumdur. Burada Ellis’in yaklaşımı, vahiy gibi mucizevi olayların açıklanmasında faydalı olabilir, fakat bu anlayışın ‘teolojik determinizm’e yol açıp açmayacağı gibi bir soru da mevcuttur. Kuantum belirsizliklerinin zihin seviyesinde önemli olduğunun gösterilmesi, bu yaklaşımlar açısından değerlidir; çünkü bu belirsizlikleri Tanrı’nın belirlediği söylenerek, Tanrı’nın, insanlarla doğa yasalarını ihlal etmeksizin vahiy ve dinsel tecrübe aracılığıyla iletişim kurduğu söylenebileceği gibi; insanların, özgür iradeleriyle bu belirsizlikleri belirlediği ve libertaryan anlayışta savunulduğu gibi ‘objektif seçenekler’ arasında tercihte bulundukları da söylenebilir.
Sonuçta, özgür irade sorununda en önemli husus, üç tane belirlemenin; Tanrısal belirlemenin, doğa yasalarının belirlemesinin ve insanların özgür iradelerinin belirlemesinin birbirleriyle nasıl ilişkilendirileceğidir. Kuantum teorisi, doğa yasalarında ‘objektif olasılıklar’ olduğu iddiasının yapılmasına olanak tanıyarak; Tanrısal etkinliğin ve insanların libertaryan anlamda özgür iradeli etkinliklerinin oluşmasında, determinizme dayandırılarak iddia edilenin aksine, doğa yasalarının bir engel oluşturmadığının gösterilmesine olanak tanır. Fakat Tanrısal etkinlik ile insanların özgür iradeli etkinlikleri arasındaki sınırın nasıl çizileceği, kuantum teorisiyle ilgili tartışmaların dışında kalan  fakat teolojik açıdan özgür irade sorunu için daha kritik olan bir sorundur. Bu ise bizi, Tanrı’nın bilgisinin her şeyi geçmiş ve gelecekteki kuşattığıyla ilgili teist dinlerdeki inancın, insanların özgür iradeye sahip oldukları görüşüyle çelişkili olup olmadığı sorununa ulaştırmaktadır.

ÖNCEKİ YAZI: 5.4. DUALİZM VE ZUHUR ETME İLE ÖZGÜR İRADENİN AÇIKLANMASI

SONRAKİ YAZI: 5.6. TANRI’NIN BİLGİSİ VE ÖZGÜR İRADE

default
Post Written by
?>