3.2. KUANTUM BELİRSİZLİKLERİNİN TANRISAL ETKİNLİKLE BELİRLENMESİ

Kopenhag yorumuyla, atom seviyesinde belirsizlikler olduğu, atom seviyesinde determinist değil olasılıkçı oluşumlar gerçekleştiği ve atom seviyesindeki boşlukların ontolojik olduğu fikri yaygınlık kazandı. Tanrı’nın bu ‘ontolojik olasılıklardan dilediğini seçmek suretiyle, evrene etkide bulunduğunun savunulabileceği, bazı düşünürlerin dikkatini çekti. Newtoncu evren görüşü, evreni kapalı bir yapı olarak gösterdiğinden, bu sistemde, Tanrı’nın doğa yasalarını ihlal etmeden evrene nasıl müdahalede bulunabileceğini görmek güçtü. Birçok teiste göre -örneğin Newton’a- Tanrı’nın kendi koyduğu doğa yasalarını dilediğinde ihlal etmesinde bir sorun bulunmamaktaydı. Fakat Tanrı’nın ‘bir eliyle koyduğu kuralları diğer eliyle bozmayacağı’nı söyleyerek, bu anlayışa, teolojik yaklaşımlarından dolayı karşı çıkanlar da oldu. Kuantum teorisiyle, evrenin determinist yasalara bağlı olmadığı fikri, ilk defa olarak bilimsel bir görüş olarak ortaya kondu ve bu hem felsefeyi hem de teolojiyi ilgilendiren hiç beklenmeyen bir sonuçtu. Karl Heim, kuantum boşluklarını Tanrısal etkinlikle doldurmayı öneren ilk düşünürlerden biridir. Heim, kuantum boşluklarının hepsini Tanrı’nın belirlediğini söylemiş ve her mikro olayda etkin olan bir Tanrı anlayışını savunmuştur.

Fizik profesörü ve rahip William Pollard, kendisinden önceki Heim gibi bazı düşünürlerin çalışmalarından etkilenmiş olsa da, Tanrısal etkinliğin, kuantum belirsizlikle-rinin belirlenmesi suretiyle gerçekleştiğine dair iddiaların öncüsü olarak gösterilir. Onun görüşüne göre de Tanrı kuantum belirsizliklerinin hepsini belirleyerek evrene etkide bulunur: Evren yasaları determinist değil olasılıksaldır; Tanrı, kuantum belirsizliklerini belirleyerek, olasılıklar arasında seçim yapar ve evrenin gidişatını yönlendirir. Buna göre evrenin içinde objektif indeterminizm vardır, ama Tanrı’yi işin içine kattığımızda yine determinist bir yapı karşımıza çıkar. Görülüyor ki Einstein’ın, Tanrı’nın, hiçbir şeyi şansa bırakmayacağını ifade eden “Tanrı zar atmaz” sözünün kuantum kuramının bütün objektif indeterminist yorumlarına karşı kullanılması doğru değildir. Heim ve Pollard gibi bütün kuantum belirsizliklerini belirleyen bir Tanrı anlayışını benimseyenler, Tanrı’yı ontolojimize kattığımızda ‘objektif indeterminizm’in ve ‘objektif şans’ın (zarın atılmasının) var olmadığını savunurlar. Onlara göre, ‘objektif indeterminizm’ evrenin bir özelliğidir; fakat Tanrı için bir belirsizlik yoktur, Tanrı evrendeki belirsiz boşlukları belirleyerek şansa yer bırakmaz.

Diğer yandan Tanrısal etkinliğe ontolojilerinde önemli bir yer veren ve kuantum teorisini evrenin teolojik yorumu için önemli bulan herkes, Heim ve Pollard gibi, kuantum seviyesindeki bütün belirsizlikleri Tanrı’nın belirlediğini düşünmemektedir. Örneğin, Arthur Peacocke, kuantum belirsizliklerinin Tanrı için de belirsiz olduğunu; bu yüzden Tanrı’nın geleceği bilemeyeceğini, Tanrı’nın yaratışta riskler aldığını ve kendisini sınırladığını (self-limitation) düşünür. Bu noktada, Peacocke’un panenteist olduğunu hatırlamak faydalı olacaktır. Peacocke için ‘Tanrısal Doğa’ ile evren yasaları arasında bir ilişki vardır, aynı ilişkiyi Spinoza da kurmuştu, ama o kendi döneminin biliminin gereği olarak determinizmi ‘Tanrısal Doğa’ ile ilişkilendirmişti. Peacocke ise kuantum kuramının varlığını gösterdiğine inandığı objektif indeterminizmi ‘Tanrısal Doğa’ ile ilişkilendirir. Peacocke’a göre Tanrı, belirsizlikleri belirleyip veya doğa yasalarını ihlal ederek evrensel oluşumları gerçekleştirmez. Peacocke, bu yaklaşımların, doğa ile Tanrı arasında ayırıma sebep olacağını ve kötülük sorunu hakkında kabul edilemez neticelere götüreceğini düşünür.

Sadece evrenin içinde ontolojik indeterminizmin olduğunu söylemekle, Tanrı için de geçerli indeterminist bir yapı olduğunu söylemek arasında önemli bir fark vardır. Pollard gibi düşünenler ontolojik indeterminizmin sadece evren içinde olduğuna inanırlar; Tanrı indeterminizmdeki boşlukları belirlediği için aslında hiçbir boşluk yoktur. Buna göre, ‘bilimsel determinizm’ yanlıştır, fakat ‘teolojik deter-minizm’ doğrudur. Peacocke gibi düşünenler için ise ontolojik indeterminizm, Tanrı ontolojiye dahil edildiğinde bile vardır. Peacocke, ‘sürekli yaratan etkin bir Tanrı anlayışı’ ile ‘geleceği bilmeyen bir Tanrı anlayışı’nı uzlaştırmaya çalışmıştır. O, Tanrı’nın bütün olarak evrene etkide bulunduğuna vurgu yapar ve yaptığı bir analoji ile bu durumu anlatmaya çalışır: İnsan, beyni ile düşünerek tüm vücuduna etkide bulunduğu gibi, Tanrı da sürekli olarak evrenin bütününe etki etmektedir. Peacocke, Tanrı’nın bütüne etki ederek, bütünün parçalarına da etki edebildiğini söylemekte ve yukarıdan aşağı (top-down) bir etki modeli savunmaktadır; fakat bunu yaparken, Tanrı’nın kuantum seviyesindeki indeterminizme müdahale etmediğini (belirsizlikleri belirlemediğini) de savunmaktadır.

ÖNCEKİ YAZI: 3.1. TANRISAL ETKİNLİĞİN SINIFLANDIRILMASI

SONRAKİ YAZI: 3.3. KUANTUM BOŞLUKLARI VE TANRISAL ETKİNLİK

default
Post Written by
?>