4.6. KUANTUM BELİRSİZLİKLERİNİN BELİRLENMESİYLE MUCİZE OLUŞTURULMASI

Kuantum teorisinin en yaygın yorumu olan Kopenhag yorumunun savunduğu ‘ontolojik indeterminizm’, baştan müdahale kavramına ihtiyaç kalmadan, ‘ihlalci olmayan bir mucize anlayışı’nın savunulmasını mümkün kılar. Bu yaklaşıma göre, ontolojik olan kuantum belirsizlikleri (boşlukları) belirlenerek, evrende önemli değişiklikler ve hatta mucizeler oluşturulabilir. Kuantum kuramıyla Tanrısal etkinliği birleştiren yaklaşımların, aşağıdan-yukarı (bottom-up) bir müdahaleyi savunmasıyla, dünya içindeki büyük değişimlerin (mucizeler gibi) açıklanıp açıklanamayacağı sorulabilir. Her şeyden önce, bütün evrensel hammadde atomlardan ve atom-altı parçacıklardan oluşmuştur ve atom-altı seviyede yapılacak müdahaleler, evrenin tümünde yapılmış olmaktadır. Ayrıca bu konuda, kuantum teorisiyle beraber, kaos teorisinde karşımıza çıkan ‘girdideki ufak değişikliğin büyük etkiyi çıktı olarak vermesi’, beraberce göz önünde bulundurulmalıdır. Kaos teorisiyle ilgili çalışmalarda da gösterildiği gibi, evrenin bir yerindeki çok küçük sayılabilecek bir değişim bile evrenin başka bir yerinde çok büyük değişimlere sebebiyet verebilir. ‘Kelebek Etkisi’ ismiyle meşhur olan bu yaklaşıma göre, Şam’da kanatlarını çırpan bir kelebeğin, İstanbul’da bir kasırgaya sebebiyet verebileceğini hatırlayalım. Sonuçta Tanrısal müdahaleyle Tanrı’nın tüm evreni kuşatan bilgisi birleştirilirse, bir kelebeğin yönünü değiştirecek kadar bir müdahale ile -kelebeğin zihnine kuantum seviyesinden yapılacak müdahalelerle bir yönlendirme yapılarak veya kuantum seviyesinde müdahalelerle bir hava akımı oluşturulup kelebeğin yönü değiştirilerek- kutsal kitaplarda bahsedilen, bazı kavimlerin yok edilmesine sebebiyet verecek nitelikte bir kasırganın nasıl oluşturulduğu izah edilebilir. Kelebek Etkisi ile ifade edilen etki ‘başlangıç durumundaki şartlara hassas bağımlılık’ olarak da dile getirilir. Fizikte bunun önemi anlaşılmadan önce, halk arasında böylesi bir etkinin varlığı sağduyu ve basit gözlemlerle fark edilmişti. Halk arasındaki şu söz de bunu ifade etmektedir:

Bir mıh bir nalı,
Bir nal bir atı,
Bir at bir eri,
Bir er bir cengi,
Bir cenk bir vatanı kurtarır!

Kaos teorisinde, Kelebek Etkisi determinist yasalar çerçevesinde ele alınır. Kaos teorisi ile kuantum teorisi bir arada ele alınırsa; büyük sonuçlar verecek ufak değişimler, Tanrı’nın, ‘belirsizlikleri belirlemesi’ ile açıklanmaya (indeterminizm sürece dahil edilmeye) çalışılabilir. Bizim açımızdan önemli nokta, aşağıdan-yukarı bir etki tarzının ne kadar önemli sonuçları olabileceğini görmektir. Maddenin küçük parçacıkları, etraflarındaki küçük parçacıklarla ve ortamla, çarpışma şeklindeki etkileşimlerinde, bize göre kısa bir süre olan birkaç saat içinde katrilyonlarca ilişkiye girerler. Kuantum kuramının gösterdiği gibi evrensel yasalar özlerinde olasılıksal bir yapıya sahipse, katrilyonlarca sayıdaki etkileşim esnasında, ontolojik olarak var olan olasılıklara müdahaleyle, çok büyük bir fark oluşturulabilir. Dünyanın etrafında uçan ve aynı yere gelen bir roketi düşünelim; eğer bu roketin yörüngesi derecenin trilyonda biri kadar sapış gösterirse ilk turda önemli bir fark olmaz, ancak trilyon tur sonra bir derece fark oluşur, 90 trilyon defada eski yörünge tam dikine kesilecek kadar, 180 trilyon defada tam ters yönde aynı yörüngeyi takip edecek kadar fark oluşur. Olasılıklara bilinçli tekrarlandığında ve Tanrısal bilinç ile bir amaca göre olasılıklar seçildiğinde, doğa yasaları ihlal edilmeden de çok büyük değişiklikler ve umulmadık sonuçlar oluşturulabilir.

Havadaki atomlar/moleküller gibi atomların/moleküllerin dağılımında olasılıkçı entropi yasası kendini gösterir. Bir hava molekülünün odanın bir yarısında bulunma ihtimali 1/2’dir, ama odadaki tüm atomların aynı ihtimali gerçekleştirmeleri ile ilgili matematiksel olasılık o kadar düşüktür ki, bu olasılık, yüksek sayıda moleküllerin düşük olasılıklı sürprizleri (mucizeleri), neden hemen hemen hiç göstermediklerini anlamamızı sağlar. George Gamow, bir odadaki hava moleküllerinin odanın bir yarısında toplanıp, diğer yarısında olmamaları için lo^^-^-*»-*»-*»*»-*»-*» saniye beklememiz gerektiğini söyler; evrenin tahmin edilen toplam yaşının yaklaşık 1017 saniye olduğunu hatırlarsak, neden moleküllerin odanın bir yarısında toplanmasından dolayı havasız kalmaktan korkmamamız gerektiğini anlarız.Eğer kuantum teorisinde var olan belirsizliklerin belirlenmesiyle moleküllerin hareketi yönlendirilebilirse, yani entropi yasasındaki ‘epistemolojik olasılıklar’ın aslında ‘ontolojik olasılıklar’ da olduğu ve Tanrı’nın bu olasılıkları (belirsizlikleri) belirleyerek müdahalede bulunduğunu savunursak, atomların/moleküllerin hareketiyle ortaya çıkabilecek birçok mucize, doğa yasalarının ihlali olmaksızın açıklanabilir. Üstelik, indeterminizm sürece dahil edildiği için, ‘baştan müdahale’ kavra¬mına da gerek kalmaz; çünkü artık müdahaleye açık alan sadece başlangıçta değil, atom seviyesinde, tüm evrene yaygın bir şekilde, her an vardır. Bir peygamberi öldürmeye kalkan bir topluluğun, içinde bulundukları ortamın hava molekül-lerinin, bu toplumdan uzak bir yere hareket ettirilmeleri suretiyle, etkisiz hale getirildikleri hayali bir olayı ele alalım. Hiç şüphesiz bu olay, teistik bir yaklaşım açısından ‘mucize’ diye nitelenecektir, ama görüldüğü gibi bu ‘mucize’ diye nitelenecek olay doğa yasalarının ihlali olmadan, çok düşük olasılıkların gerçekleştirilmesiyle oluşturulabilir.

Bir de bu yaklaşımla beraber Hz. Musa’ya denizin yarıl-ması ile ilgili mucizeyi ele aldığımızı düşünelim. Bu sefer, Tanrı’nın kuantum belirsizliklerini belirlemek suretiyle su moleküllerini sağa ve sola doğru yönelttiği ve ihlalsiz muci-zenin gerçekleştiği söylenecektir. Moleküllerin hareketi ile ilgili olasılıkları epistemolojik olarak görenler, ‘baştan müdahale’ ile, bahsedilen şekildeki ihlalsiz bir mucize modelini benimseyebilirler; kuantum teorisinin katkısıyla ‘ontolojik olasılıklar’ın varlığını kabul edenler ise ‘anında müdahale’ ile ihlalsiz bir mucize anlayışını savunabilirler.

Peygamberlere gelen vahiyler tektanrılı dinlerde önemli bir yere sahiptir ve bu olağanüstü haller de kuantum teorisiyle ilişkilendirilerek, doğa yasaları çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır. George Ellis, kuantum seviyesinden müdahale-lerle, Tanrı’nın, insanlara, hiçbir doğa yasasını ihlal etmeden vahiy edebileceğini söyler. Ellis, vahiy dışında da Tanrı’nın, kuantum belirsizliklerini belirleyerek insan beynine etkide bulunabileceğini; beyinden vücuda ve vücuttan çevreye böylesi bir etkinin genişleyeceğini belirtir. Ellis, vahiy ile ilgili görüşünün, birçok felsefeci ve bilim insanına ‘tatsız’ gelebileceğini; fakat eğer bu görüşün yanlışlanması istenirse, bunun başarılamayacağını, çünkü modern fiziğin hiçbir temel görüşüyle çelişmediğini ifade eder. Ellis, bu yaklaşımının dinsel inanç açısından gerekli olan vahye inanmayı, doğa yasalarını ihlal eden bir mucize anlayışı savunulmaksızın mümkün kıldığını söyler. Sonuçta Ellis, vahyin oluştuğunu ispat etmeye (doğal teoloji) çalışmamıştır. Fakat hem modern bilime, hem de Tanrı’nın vahiy ve mucizeler için bile doğa yasalarını ihlal etmeyeceği yolundaki inancına, uygun bir teoloji geliştirmeye; yani ‘doğanın teolojisi’ni yapmaya çalışmıştır.

Mucizelerin, bu şekilde oluşturulmuş olabileceğini ifade eden görüşleri aktararak, sadece ‘mümkün’ü göstermeye çabaladığımızı, ‘olan’ ile ilgili bir iddiada bulunmadığımızı -önemine binaen bir kez daha- belirtmek istiyoruz. Doğa bilimlerini ciddiye almamız bu tip olasılıkları tespit etmemizi gerektirmektedir; bu tespit, doğa yasalarına ve Tanrısal etkinliğe farklı yaklaşımlar olabileceğini görmemize engel değildir, nitekim bu farklı yaklaşımları da tanıtmaya çalıştık. Fakat, Philip Clayton’un dikkat çektiği gibi, eğer doğa yasaları ihlal edilmeden Tanrısal müdahalelerin (ve mucizelerin) nasıl oluşabileceğini göstermek istiyorsak, bunu yapmak için Newton’dan beri en çok şansa sahip olduğumuz dönemin içinde olduğumuzu da bilmeliyiz.

ÖNCEKİ YAZI: 4.5. BAŞTAN MÜDAHALE VE MUCİZELER

SONRAKİ YAZI: 4.7. TEOLOJİK AGNOSTİSİZM VE METODOLOJİDEN ONTOLOJİ ÜRETME YANLIŞI

default
Post Written by
?>