2.5. KRİTİKÇİ REALİZM VE BİLİM-DİN İLİŞKİSİ

Kuantum teosiyle dikkat çekilen ‘gözlemcinin etkisi’ gibi unsurlar, kritikçi realist anlayışın desteklenmesinde sıkça kullanılmıştır. Bilimsel teorilere kritikçi realist yaklaşımın, bilim-din ilişkisi açısından da önemli sonuçları vardır. Öncelikle bilimin objektif gerçekliği tam olarak tarif ettiği ve insani katkı ve yorumlardan uzak olduğu şeklindeki bilimi eleştirilemeyen bir tahta oturtan yaklaşımların terk edilmesi; bilimin dinle ilişkisini çatışmacı yaklaşımlara başvurmadan kurmayı kolaylaştıracaktır. Ayrıca, bilimsel teorilerin doğadaki gerçekliğe yaklaşabildiği görüşü temkinli olmak kaydıyla modern bilimin verilerinden doğal teoloji yaklaşımlarının çıkarsanmasına kapıları açık tutabilir.

Bilimsel teoriler dışında, dinlere de kritikçi realist bir anlayışın uygulanmasının mümkün olduğunu düşünüyoruz. Bunun bilimden dine bir analoji ile değil, dinlerin içinde ayrıca oluşturulması gerektiği kanaatindeyiz. Dinlerdeki kritikçi unsur da dinleri anlayanların insanlar oldukları ve insanların toplumsal şartlanmalar, önyargılar, apriori kabuller ve kapasite yetersizlikleri gibi sınırlılıklarının bulunduğuna vurgu yapılarak oluşturulmalıdır. Bu ise insanların, dinlerin temeli olan Tanrısal vahyi kavrayışlarında kusurlar bulunabileceği anlamını taşımaktadır ve mezhepler arası ayrılıklar da bunla alakalıdır. ‘Kendinde vahye’ insanların hiç ulaşamayacak olması ise teolojik açıdan kabul edilemez; çünkü dinlerin insanların yaşamı için gönderilmiş sistemler olduğu ve pratik hayatta uygulama gerektiren emir ve tavsiyeler içerdikleri, tektanrılı üç dinin de ortak bir kabulüdür. Bu husus, dine realist yaklaşımın gereğini oluşturur ve bunun ‘kritikçi’ unsurla birleştirilmesi karşımıza din alanında da ‘kritikçi realizmi’ çıkarır.

Eğer hem bilim hem de dinler için ‘kritikçi realist’ yaklaşımlar benimsenirse; akıl (dolayısıyla aklın sofistike ürünü bilim) ile vahiy çatışırsa, aklın verileri mi vahyin verileri mi tevil edilmelidir şeklinde yüzlerce yıldır yapılmış bir tartışmaya ‘ya o, ya bu’ şeklinde iki şıklı bir cevap vermekten daha geniş imkanlara sahip olduğumuz görülebilir.56 Bilim ve din çatışırlarsa, bunların her ikisinde de insani yönler bulunduğu, ‘kendinde doğa’ ve ‘kendinde vahyin’ çatışmamasının gerektiği, fakat doğayı veya vahyi gerekli şekilde anlayamadığımız için mevcut sorunların olduğu söylenebilir. Söz konusu sorunların, Tanrı’nın gönderdiği vahiyden değil, fakat insanların bu vahyi yanlış anlamasından kaynaklandığı savunulduğu için; buradaki ‘kritikçi’ unsur, dinlerdeki mutlaklık anlayışına zarar vermez, çünkü ‘Tanrı’dan gelen vahiy’ değil ‘insanın vahyi anlayışı’ kritik edilmektedir. Böylesi bir yaklaşımda, bir çatışma durumunda, bilim ve din alanlarının tekinde sorun arayan görüşlerden farklı olarak; her iki alandan birinde sorun olabileceği düşünüldüğü için, iki tarafın da irdelenmesi gerekecek ve yapılması gerekli iş zorlaşacaktır. Bu yaklaşımı gerçekleştirecek kişilerin, hem bilim hem din hem de felsefe alanlarında bilgi sahibi olmalarının gerekliliği gibi zorluklar vardır. Özellikle günümüzde, bilim alanındaki bilginin çoğalması ve bilim-din ilişkisinde kompartmantalizasyoncu yaklaşımların yaygın olmasının getirdiği ilave zorluklar da mevcuttur. Tüm güçlüklerine rağmen, bu yaklaşımın, sorunların çözümü için en uygun çerçeveyi vereceği kanaatindeyiz. Bu yaklaşımla şöyle denmiş olmaktadır: “Tanrı’nın yarattığı doğa ve Tanrı’nın gönderdiği din çatışmaz; fakat insanların doğayı anlama gayretini ifade eden bilim ve insanların ‘Tanrı’nın gönderdiği din’den çıkarsadıkları ‘teolojiler’ çatışabilir ve eğer bir sorun varsa, sorun, insanın ya doğayı, ya dini, ya da ikisini birden yanlış veya eksik anlamasından kaynaklanmaktadır.”

Bu kitabın odaklandığı konu olan kuantum teorisiyle dinlerin ilişkisini ele alırken de, en sağlıklı yol, bu teoriye olduğu gibi farklı dinlerin teolojilerine de ‘kritikçi realizm’ ile yaklaşmak olacaktır. Örneğin kuantum teorisiyle özgür irade sorununun ilişkisini ele aldığımızı düşünelim (5. bölümde bu konu işlenecektir): Bir yandan “Kuantum teorisi evrende ‘objektif indeterminizm’in varlığını ispatlıyor mu” gibi bilimsel açıdan cevaplanması gerekli sorular ve bu soruya bilim alanında verilmiş farklı cevaplar; diğer yandan “Dinlerin özgür irade konusundaki fikri nedir” gibi teolojik açıdan cevaplanması gerekli sorular ve bu soruya teoloji alanında verilmiş farklı cevaplar vardır. Hem kuantum teorisinin ‘kendinde evren’i ne kadar başarıyla aktardığına, hem de farklı teolojilerin hangisinin özgür irade sorununu başarıyla değerlendirdiğine yönelik iki yönlü ‘kritikçi’ bir yaklaşım; zor ve sonuç almayı daha güçleştirici olsa da, hayali sonuçlarla meselenin çözüldüğü iddialarına aceleyle kalkışılmasını önlemede başarılı olacaktır. Sonuçta bilimsel teorilere ve dinlerin teolojilerine epistemolojik ve ontolojik yaklaşımlarımızın hepsi; genelde bilim-din ilişkisini, özelde ise kuantum teorisi-din ilişkisini kurarken önemli olmaktadır.

ÖNCEKİ YAZI: 2.4. KUANTUM TEORİSİNİN FARKLI YORUMLARI

SONRAKİ YAZI: 2.6. HEISENBERG’İN BELİRSİZLİK İLKESİ VE FARKLI YORUMLANIŞ ŞEKİLLERİ

default
Post Written by
?>