5.4. DUALİZM VE ZUHUR ETME İLE ÖZGÜR İRADENİN AÇIKLANMASI

İnsan zihninin, fiziki dünyada rol oynayan yasalara bağımlı olmadığını, bunun ise insan zihninin maddeden farklı bir cevher olmasından kaynaklandığını ifade eden dualist yaklaşımı benimsemek daha önce değindiğimiz gibi libertaryan yaklaşım adına ileri sürülmüştür. Dualizm, felsefe tarihindeki birçok ünlü isim tarafından savunulmuştur. Platon, dualizmin en önemli temsilcilerinden birisidir ve onun, öğrenmeyi, önceki bilgilerimizin hatırlanması olarak tarif eden epistemolojik yaklaşımı da dualist yaklaşımıyla ilişkilidir. İbn Sina, sanki havada asılıymışız ve vücudumuzun parçalarını göremiyor ve hissedemiyormuşuz gibi hayal etmemizi ister; bu durumda bile kendi varlığımızı ispat edebilecek olmamızın, maddi beden dışında ayrı bir cevher olan ruhun varlığını ispat ettiğini söyler. Felsefe tarihinde dualizm fikriyle en çok özdeşleştirilmiş kişi olan Descartes’ın “Düşünüyorum öyleyse varım” sözüyle kendi varlığını kanıtlarken, en kesin bilgi olarak gördüğü kendi varlığıyla kastettiği, bedeninden ayrı bir cevher olan ruhudur (zihnidir). İçinde bulunduğumuz dönemde, dualist yaklaşımın hem felsefeciler hem de teologlar arasında eski popülaritesini kaybettiği söylenebilir. Fakat, günümüzde de Swinburne gibi bir ünlü din felsefecisi, dualizmi savunmakta, bilimin, zihinsel özellikleri açıklayamadığını, zihinsel özelliklerin ayrı bir cevherle bağlantılı olduğunu ve bu cevherin, bilinç ve özgür irade gibi özelliklerin kaynağı olduğunu dile getirmektedir.

Binlerce yıllık uzun bir süreçteki teist düşünürlerin çoğunluğunun dualist yaklaşımı benimsediği söylenebilir. Fakat buna karşın, birçok teist düşünür, kutsal metinlerde geçen ve ‘ayrı cevher anlamında ruh’ manası verilen ifadelerden, ayrı bir cevher anlamı çıkartmaya gerek olmadığını ve ‘maddi bedenden ayrı bir cevher anlamında ruh’a inanmanın teist dinlerin teolojileri açısından bir zaruret olmadığını savunmuşlardır. Örneğin, John Green, Eski Ahit ve Yeni Ahit’te geçen ifadeleri teker teker inceler ve bunların ontolojik açıdan farklı bir cevheri nitelediği iddiasının, kullanılan bu ifadelerin anlamından çıkarsanamayacağını savunur.

Turan Koç ise Kuran’da, insanın, iki ayrı cevherden oluştuğuna dair açık bir ifadenin olmadığını belirtir. ‘Cevher’ diye bir kavram, bahsedilen kutsal metinlerde yoktur; bu kavram özellikle Eski Yunan’dan ithal edilerek Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dünyada kullanılmıştır. Sonuçta kutsal metinlere dayanarak ‘ruh’un ayrı bir cevher olduğuna dair kesin bir yargıda bulunulamaz. Nitekim, İsmail Hakkı İzmirli de ‘ruh’un mahiyeti ve hakikatiyle ilgili nasıl inanılırsa inanılsın, tevhide ters bir inanç meydana gelmeyeceğini söylemiştir.

Bilimin, bütün gerçek problemleri çözmede, nesnelerin ve olayların gerçeğini öğrenmede yegane yol olduğunu söyleyen ‘bilimciliğin’ en önemli özelliklerinden birisi indirgemeciliği benimsemek olmuştur. Materyalist-bilimci yaklaşımın ideali, tüm fenomenlerin maddenin en küçük parçacıklarına indirgenerek açıklanmasıdır. Buna göre zihinsel deneyimler nöronlardaki olgulara, nöronlardaki olgular hücre içi olaylara, hücre içi olaylar ise en sonunda atom seviyesine indirgenerek açıklanacaklardır. Dualizmi savunanlar yakla-şımlarını genelde bilincin maddeye indirgenememesine dayandırmaktadırlar. Fakat, zihnin maddi süreçlere indirgenemediğini savunanlar için, dualizmi tercih etmek dışında bir yol daha vardır; o da zihnin ‘zuhur eden’ (emergent) bir fenomen olduğunu savunmaktır. ‘Zuhur etme’ ile ilgili yaklaşımlarda, bütünün kendini oluşturan parçalardan daha fazla bir şey olduğu ve bu yüzden kendini oluşturan parçalar tarafından açıklanamayacağı savunulur. Buna göre zihin; dualistlerin iddia ettiği gibi iki ayrı cevherden oluşmadığı gibi, materyalistlerin arzu ettiği şekilde indirgemeci bir yaklaşımla da açıklanamaz. Daha önce gördüğümüz gibi kuantum teorisi, materyalizmin indirgemecilik konusundaki idealine önemli bir darbe vurmuştur; bu teoriyle beraber bir atomun bile elektron, proton gibi parçacıklarına indirgenerek açıklanmasının mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Pauli Dışarlama İlkesi ve yerel olmayan nedensellik gibi kuantum teorisindeki olgular, indirgemeciliğe karşı bütünselliği ön plana çıkartan epistemolojik bir yaklaşımı desteklemektedir. Bu ise kuantum teorisinin ‘objektif seçenekler’in varlığının savunulmasını mümkün kılması dışında da özgür irade sorunu açısından önemli olduğunu göstermektedir. Fakat, kuantum teorisinin buradaki rolü dolaylıdır; kuantum teorisi indirgenmesi mümkün olmayacak şekilde bütünselliği desteklemekte; bütünsellik ise ‘zuhur etme’ yaklaşımlarını desteklemekte, ‘zuhur etme’ yaklaşımlarında ise zihnin determinizmden bağımsız olduğu ve özgür iradeye kaynaklık ettiği savunulmaktadır.

İndirgemeciliğin kuantum seviyesindeki başarısızlığının yanında, zihinsel olayların nöron faaliyetlerine indirgenmesi de mümkün olamamıştır. İnsan zihnini ‘zuhur eden’ bir fenomen olarak görenler, insan zihninde, zihni oluşturan parçalarda olmayan özelliklerin var olduğunu savunurlar. Ayrıca ‘indirgemeci olmayan fizikalizm’ (nonreductive physicalism) diye nitelenerek de insan zihninin maddi süreçlere ve yasalara indirgenemeyeceği, insan zihninin iki cevherden oluşmasa da iki ayrı görünümü olduğu savunulmuştur. Böylesi yaklaşımlar, determinist bir evrende bile, maddeye ve maddi evreni tanımlayan yasalara indirgenemeyen zihnin, maddi evreni tanımlayan yasalardan farklı özelliklere, örneğin özgür iradeye sahip olduğunun savunulmasını dualizm benimsenmeden mümkün kılmaktadır.

Görüldüğü gibi, libertaryan yaklaşımı savunanların bir kısmı, dualizm veya zuhur etme gibi yaklaşımlarla insan zihninin determinizmden bağımsız olduğunu ve insanların özgür iradeye sahip olduğunu savunmuşlardır. Böyle olunca, böylesi bir yaklaşımı benimseyenler için, kuantum teorisinin indeterminist yorumuna ihtiyaç olmaksızın libertaryan anlamda özgür iradenin varlığını savunmak mümkündür. Kısacası, dualizm ve zuhur etme gibi yaklaşımları benimsemek, libertaryan özgür irade savunucuları için kuantum teorisi dışındaki alternatiflerdir. Fakat, kuantum teorisiyle ortaya çıkan indeterminizme atıf yapmanın, libertaryan anlamda özgür iradenin varlığını temellendirme hususunda, tercih edilmesi gerekli yol olduğunu düşünen teolog ve felsefeciler de bulunmaktadır.

 

ÖNCEKİ YAZI: 5.3. DETERMİNİZM VE ÖZGÜR İRADE

SONRAKİ YAZI: 5.5. KUANTUM TEORİSİNE FARKLI YAKLAŞIMLAR VE ÖZGÜR İRADE

default
Post Written by
?>