5.3. DETERMİNİZM VE ÖZGÜR İRADE

Özellikle determinist evren modelinin, 17. yüzyılda bilime hakim görüş olmasının sonrasında, determinizmin ve özgür iradenin uyuşup uyuşmadığı ile ilgili sorun, felsefi ve teolojik tartışmalarda büyük ilgi toplamıştır. 20. yüzyılda ortaya konan kuantum teorisinde açığa çıkan indeterminizm, bilimsel determinizm iddialarının yanlış olduğunun bilim alanındaki en önemli dayanağı olmuştur. Bu ise ‘bilimsel determinizm’i apriori olarak doğru kabul edip özgür irade sorununu tartışanların yaklaşımlarının yanlış olduğu anlamına gelir. Determinizm ile özgür irade arası ilişkinin nasıl kurulduğunu belirlemek; özgür irade ve bağlantılı olduğu kötülük sorunu, ahlak ve varoluşçuluk gibi birçok sorun ve alan açısından önemlidir. Determinizm ve özgür irade arasındaki ilişki üç şekilde kurulmuştur:

1. Katı Determinizm (Hard determinism):

Kant, ünlü antinomilerinin üçüncüsünde, determinizm ve özgür irade arasındaki çatışkıya değinir. Üçüncü antinomi şöyledir:

Tez: Doğa yasalarına göre işleyen nedensellik, fenomenler dünyasını meydana getiren tek nedensellik mekanizması değildir. Ayrıca özgürlükten doğan bir nedensellik de fenomenler dünyasının açıklanması için zaruridir.

Antitez: Özgürlük diye bir şey yoktur; dünyadaki her şey sadece doğa yasaları çerçevesinde oluşur.
Kant, ‘saf aklın’ özgürlüğü ispatlayamayacağı (bu antinominin nasıl çözüleceğini gösteremeyeceği) kanaatindedir, ama ahlak teorisi için özgürlüğe muhtaçtır. Sonuçta Kant, özgürlüğün numen aleme ait olduğunu, determinizmin fenomenler alemine ait olduğunu söyleyerek, bahsedilen antinominin kendince çözümünü yapar. Fakat birçok kişi için, numen alem için ayrı bir hakikat, fenomenler alemi için ayrı bir hakikat kabul etmek mümkün değildir. Determinizmin ve özgür iradenin çelişkili gözükmesi üzerine, bu ikisinden birinin varlığını inkar etmek, akla gelen ilk strateji olmuştur. ‘Katı determinizm’ taraftarları, böylesi bir stratejiyi benimseyerek, determinizmi kabul etmiş ve özgür iradeyi inkar etmişlerdir.

Özgür iradenin inkar edilmesi, kötülük sorununa karşı yaklaşımlarında özgür iradeye merkezi bir rol verenler için ciddi bir sorundur. Ayrıca özgür iradenin olmadığı yerde ahlaktan, iyi-kötü veya doğru-yanlış davranışlardan nasıl bahsedileceği de ayrı bir sorundur. (Bu sorun teistler için olduğu kadar ateistler için de geçerlidir.) Sorumluluk özgürlükten doğar, yani insanın ahlaki yasayı çiğneyecek gücü olması onu sorumlu kılar. Tektanrılı dinlerin eskatolojilerinde ölümden sonra hesap verileceğine inanç mevcuttur; özgür iradenin varlığına inanç yitirilirse, insanların nasıl sorumlu olup hesap vereceklerini anlamada da önemli güçlükler çıkacaktır. Bu güçlüklere rağmen teist dinlerdeki kimi mezheplerin, insanlarda özgür iradenin olmadığı fikrini savundukları da unutulmamalıdır.

Sistemli bir şekilde ‘bilimsel determinizm’i ilk ifade eden kişi olarak Laplace gösterilir. Laplace’a göre, evrenin bütün parçacıklarının belli bir andaki konum ve hızlarına dair bütün ayrıntıları bilen üstün bir zeka (Laplace’ın cini: Laplace’s demon), evrenin geçmişine ve geleceğine dair her şeyi bilebilir. Laplace, determinizmi, dinin değil, fakat bilimin bir gerçeği olarak savunmuştur. Evreni, kendi dışından müdahale almayan bir alan olarak kabul eden natüralist felsefe ile madde dışında hiçbir cevher bulunmadığını savunan materyalist felsefe ve Laplace’ın determinist yaklaşımı birleştirilirse; geleceğin, evrenin başlangıç anından belli olduğu ‘materyalist-kaderci bir anlayış’ kaçınılmaz olacaktır. Böylesi determinist bir anlayışı, birçok ateist ve agnostik, özgür iradenin varlığına tehdit oluşturduğu için sorun olarak görmüşlerdir. Önceden ne yapacağı belirlenmiş bir insanın, eğer bir şeyi çalacağı belli ise ve bunun aksini hiçbir şekilde gerçekleştirmesi mümkün değilse, bu hırsızlık fiilini işleyen kişinin nasıl sorumlu tutulacağı, ateistler ve agnostikler için de bir sorundur.

Ayrıca varoluşçuların birçoğu için de bu ciddi bir sorundur. Örneğin Sartre, özgürlüğü insanlar için kaçınılmaz bir özellik olarak görür ve ‘insanın kendini inşa ettiği’ni iddia eder. ‘Determinizmin insanı inşa ettiği’ iddiası, Sartre’ın bu yaklaşımına karşı ciddi bir tehdit değil midir?

2.   Ilımlı Determinizm (Soft Determinism):

 ‘Katı determinizm’ taraftarlarının özgür iradenin varlığını inkar etmelerine karşı, insan ruhunun ayrı bir cevher olduğunu ve determinizme bağlı olmadığını veya kuantum teorisinin, indeterminizmin, evrenin gerçek yapısı olduğunu gösterdiğini söyleyerek ‘katı determinizm’e karşı çıkanlar olmuştur. (Bu yaklaşımı bir sonraki maddede inceleyeceğiz.) Fakat, determinizm ve özgür irade arasında ortaya çıktığı söylenen çatışkıda; ya determinizmi ya da özgür iradeyi inkar etmek dışında bir alternatifin benimsenmediği sanılmamalıdır. Birçok kişi, aslında böylesi bir çatışkının olmadığını, determinizmin ve özgür iradenin birbirleriyle bağdaşabileceğini (bu anlayış bağdaşırcûık/compatibilism olarak da anılır) savunmuşlardır. Bu anlayışı benimseyecek biri için, kuantum teorisindeki indeterminizmin, özgür iradenin varlığını mümkün kılıp kılmadığının bir önemi kalmamaktadır.

Bağdaşıra görüşü benimseyen biri, bir eylemin özgür olarak nitelenebilmesi için, o eylemin, bireyin iradesiyle gerçekleştirilmiş olmasını yeterli görür; eylemi oluşturan bireyin, başka türlü irade edip edemeyeceği hususunu, özgür irade için sorun olarak görmez. Buna göre, bir hapishanede zorla bulaşık yıkatılan kişi özgür eylem gerçekleştirmez; ama determinizmin belirlediği karakteriyle bir kişi, evinde, ‘kaçınılmaz olarak’ (aksi bir şıkkın olması determinizmin oluşturduğu yapıdan dolayı mümkün değilse de) bulaşık yıkıyorsa, madem ki bu kişiyi zorlayan bir kişi veya bir kurum yoktur, evinde bulaşık yıkayan kişi özgürdür (determinizme rağmen). Bu tarife göre “Bunu özgür irademle yaptım” ifadesiyle, dışarıdan bir zorlama olmadığını kastederiz; fakat bununla, eylemi gerçekleştirmek için hiçbir motivasyon kaynağımızın olmadığını veya determinizmin karakterimizi belirlemesiyle eylemimizin belirlenmediğini savunmayız.

Theodore Sider ‘ılımlı determinist’ yaklaşımın, katı determinizme ve libertaryan yaklaşıma tercih edilir olduğunu bu görüşün güçlükleri olduğunu kabul etmesine rağmen savunmaktadır. Sider, determinizmin ve özgür iradenin birbirleriyle çelişkili olduğunu savunan bağdaşmazcı her iki görüşe karşı, kendi savunduğu bağdaşırcı görüşünü şöyle bir örnekle kabul ettirmeye çalışır: Sider, bir çocuğun, televizyondan ve etrafından ‘erkekler ağlamaz’ diye bir görüş edindiğini ve bir gün babasının ağladığını gördüğünü düşünmemizi ister. Sider, bu durumda çocuğun, babasının erkek olmadığına mı; yoksa babasının, gözüne kaçan soğan yüzünden gözlerinin yaşardığına, fakat ağlamadığına mı inanması gerektiğini sorar. Sonuçta Sider, çocuğun kavramla-rındaki hataları düzeltmesi gerektiğini, böylece erkeklik ile ağlamanın ‘bağdaşır’ olduğunu göreceğini söyler. Sider’in amacı, kafamızdaki özgür irade kavramında düzeltmeler yapabilirsek tek alternatif olduğuna inandığı bağdaşırcı bir görüşe ulaşabileceğimizi göstermektir.

Birçok ünlü düşünür ‘ılımlı determinizm’i savunmuştur. Bunlar arasında özgürlüğü otonom olmayla özdeşleştiren Stoacılar; ayrıca özgürlüğü kendi arzularına göre hareket etmeyle özdeşleştiren Thomas Hobbes ve John Locke gibi isimler vardır. Yakın dönemde ise Daniel Dennett ve Donald Davidson gibi isimler bu anlayışı savunmuşlardır. Ilımlı determinizm görüşünü, hem teizm adına hem de ateizm adına savunanlar olmuştur. Aynı şekilde, önceki maddede incelenen katı determinizmi ve sonraki maddede incelenecek olan libertaryan anlayışı da hem teizm hem de ateizm adına savunanlar olmuştur. Görüldüğü gibi, özgür irade sorunu, sadece teizm ile ateizm arasındaki itilaflara konu olan bir sorun olmamıştır; bu konuda, teizm adına ileri sürülen teolojilerin birbirlerinden, ateist düşünürlerin yaklaşımlarının da birbirlerinden önemli farkları olmuştur.

3.   Libertaryan Yaklaşım (Libertarianism):

Libertaryan yaklaşım da determinizmin ve özgür iradenin uyuşmaz olduğunu söyleyen bağdaşmazcı bir yaklaşımdır. Fakat libertaryan yaklaşımı benimseyenler, katı deterministlerin özgür iradenin varlığını inkar ederek bağdaşmazlığı çözme girişimlerine karşın, her şeyi belirleyen bir determinizmin varlığını inkar ederler. Descartes’a göre determinizm, özgür irade için bir sorun değildi; çünkü insan ruhu ayrı bir cevherdi ve maddi aleme hakim olan determinizmden bağımsızdı. Ruhun ayrı bir cevher olduğunu veya özgür iradenin insan zihninde ‘zuhur eden’ (emergent) bir fenomen olduğunu söylemek, determinizmden insanın özgür iradesinin etkilenmediğini savunmak için alternatiflerdir. (Bu konuyu ilerleyen sayfalarda daha ayrıntılı ele alacağız.)

Diğer bir yolsa, indeterminizmin evrenin gerçek yapısı olduğunu söylemektir; bilimsel alanda ‘objektif indeterminizm’ iddiasını barındıran yegane teori olan kuantum teorisinin tartışma için önemli olduğu yer burasıdır. Libertaryan özgürlük anlayışını benimseyenler, bir eylemin, ancak eylem öncesi koşullar tarafından ‘determine edilmemişse’ özgür olduğunu savunurlar. Buna göre, eylemi işleyen kişi, eğer başka türlü eylemde bulunabilme şansına sahipse (bütün önceki koşullar sabitken bile) özgürlükten bahsedilebilir: Determinizm, eylemi işleyene alternatif seçenekler bırakmayacağı için; indeterminizm, libertaryan yaklaşımı benimseyenlerce, özgür iradenin zorunlu şartı olarak kabul edilmiştir. Tracy, indeterminizmin, özgür iradenin zorunlu şartı olduğunu savunurken, yeterli şartı olmadığını da belirtir. Tracy, eylemi gerçekleştiren kişinin, kendi eylemini belirleyecek kapasitesinin (capacity for self-determination) olmasını da özgür eylem için bir şart olarak sayar.

Kuantum teorisinde ortaya çıkan indeterminizmin varlığını kabul eden herkesin, libertaryan özgür iradenin varlığını kabul ettiği s anılmamalıdır. Örneğin John Searle, atom seviyesinde ortaya çıkan indeterminizmin, insan bedeni gibi makro bir yapı için önemli olmadığını düşünür. Searle’ün burada atıf yaptığı düşünce ‘büyük sayıların yasası’ (the law of large numbers) ile ilgilidir; buna göre mikro seviyedeki indeterminizmle ortaya çıkan olasılıkların, katrilyonlarca atomlardan oluşan yapılarda bir önemi kalmamaktadır. Buna karşılık, Searle’ün, hatalı bir analoji kurduğu; eğer insan bedenin organizasyonu, bir bilardo topu gibi olsaydı haklı olabileceği, fakat böyle olmadığı için haksız olduğu söylenebilir: İnsanın ayırt edici özelliği olan bilinciyle, kendi kendini belirleme özelliğine sahip olduğu, bu yüzden bir bilardo topuyla bir tutulamayacağına dikkat edilmelidir. Ayrıca Searl’e cevap olarak, atom seviyesindeki indeterminizmle, üst seviyedeki özgürlüğün sihirli bir şekilde ortaya çıktığının iddia edilmediği; fakat kuantum indeterminizminin gösterdiği gibi, mikro seviyedeki parçacıkların kesin olarak belirlenme-miş oldukları,bu yüzden de zihnin etkilerine açık oldukları ve zihnin ise bunlara etki etmek suretiyle, farklı seçeneklerden birini gerçekleştirebileceği söylenebilir.

Kuantum teorisindeki belirsizlikler (ontolojik olasılıklar), libertaryan yaklaşıma uygun bir şekilde, bir kişinin farklı olasılıklardan birisini gerçekleştirme şansı olduğunun gösterilebilmesi için önemlidir. Böylece Tanrı’nın, kuantum belirsizliklerini belirleyerek evrene etkilerde bulunduğu (mucizeleri bile böyle gerçekleştirdiği) savunulabileceği gibi; özgür iradeli insanların da kuantum belirsizliklerini belirleyerek, karşılarına çıkan farklı alternatifler arasından seçim yaptıkları savunulabilir.

Konumuz açısından önemli olan husus, kuantum teorisinin birbirleriyle bağlantılı olan kötülük sorunu ve özgür irade sorunları açısından önemini abartmadan ve küçümsemeden belirlemektir. Kötülük sorununun açıklanmasında özgür iradeye verilen değere göre, kuantum teorisinin sorun açısından önemi artmakta veya azaltmaktadır. Özgür irade hakkındaki yaklaşımlarda ise evreni determinist bir şekilde yorumlayanlara (kuantum teorisini Einsteincı bir yaklaşımla değerlendirenlere) göre, kuantum teorisinin, özgür irade sorunu açısından bir önemi bulunmamaktadır. Ilımlı determinizmle özgür iradenin ve determinizmin bağdaşır olduğunu savunanlar için de kuantum teorisinin ciddi bir önemi kalmamaktadır. Özgür irade sorununda kuantum teorisine önem atfeden libertaryan yaklaşım olmuştur. Fakat libertaryan yaklaşım için, dualizmi ve zuhur etmeyi kabul etmek gibi birazdan bu konuyu işleyeceğiz determinizme karşı başka alternatifler de vardır. Diğer yandan kötülük sorununun açıklanmasında özgür iradeye yapılan atıfların özel bir yeri olduğu ve kuantum teorisinin, determinizme karşı indeterminizmin savunulmasını mümkün kılan, modern bilimdeki çok temel bir teori olduğu ile determinizmin evrenin gerçek yapısı olup olmadığının özgür irade tartışmalarında çok kritik bir yeri olduğu hatırlanmalıdır. Eğer tüm bunları bir arada değerlendirirsek, kuantum teorisinin bahsedilen sorunlar açısından önemini ‘abartmadan ve küçümsemeden’ tespit etmeyi başarabiliriz.

ÖNCEKİ YAZI: 5.2. KÖTÜLÜK SORUNU VE ONTOLOJİ

SONRAKİ YAZI: 5.4. DUALİZM VE ZUHUR ETME İLE ÖZGÜR İRADENİN AÇIKLANMASI

default
Post Written by
?>