4.5. BAŞTAN MÜDAHALE VE MUCİZELER

Tanrı’nın, determinist yasalarla işleyen bir evrende, mucizeler oluşturmak için doğa yasalarını ihlal etmesi gerektiği, genel kabul gören bir görüştür. Oysa, doğa yasalarını zorunlulukçu yaklaşımla değerlendirenler ve determinist bir yapıda görenler, eğer doğa yasalarının ihlal edilmediği bir mucize anlayışını savunacaklarsa bir alternatif daha vardır ve bu alternatif, bu konuyu ele alan birçok çalışmada göz ardı edilmiştir. Örneğin söz konusu alternatifin, mucizeler sorunuyla ilgili fikirleri birçok tartışmanın çıkış noktası olan David Hume’un kitaplarında işlendiğine tanık olamazsınız. Bu alternatife göre, teizmin Tanrısı, her olayı önceden bilebilecek ve yaptığı herhangi bir müdahalenin gelecekteki tüm sonuçlarını hesaplayabilecek güçte olduğundan, evrenin en başından yapacağı müdahale(ler) ile gelecekteki dilediği olayı istediği gibi belirleyebilir. Evren eğer determinist yapıdaysa ve evrende ontolojik boşluk yoksa bile, teizmin yoktan yaratma doktrinini kabul eden biri için, en azından başlangıçta, müdahaleye açık bir alan vardır. Bu başlangıç, doğa yasalarının da evrenle beraber başlangıcını oluşturur ve buradaki müdahaleyle doğa yasalarının ihlal edildiği de söylenemez.

Teolojik sebepler ileri sürerek, ‘Tanrı’nın bir eliyle koyduğu yasaları diğer eliyle bozmayacağı’ söylemiyle determinist bir evrende ihlalci mucizelerin oluşumuna karşı çıkanların, şu temel kabullere sahip olmaları gerekir:

1. Doğa yasalarına felsefi yaklaşımın zorunlulukçu olması gerektiği
2. Doğa yasalarının ontolojik determinist yapıda olduğu
3. Tanrı’nın kendi koyduğu yasaları ihlal etmeyeceği

Bu maddelerin her birine farklı karşı çıkışların olduğunu gördük. Örneğin düzenci yaklaşımla birinci maddeye, kuantum teorisiyle ikinci maddeye, “Tanrı kendi koyduğu yasalarla kendi ellerini bağlamadı” diyen Boyle’un ve Swin-burne’ün yaklaşımlarıyla üçüncü maddeye karşı çıkılmak suretiyle bahsedilen anlayışa farklı cevaplar verilmeye çalışılmıştır. Fakat, ‘baştan müdahale’ ile ilgili yaklaşımla, bu üç maddenin üçü birden kabul edilerek de olağanüstü olaylar anlamında mucizelerin oluşabileceği bir model gösterilebilir. Birçok ünlü düşünür böylesi bir alternatifi göz ardı etmiş olsalar da, Tanrı’nın baştan belirlemesiyle, doğa yasaları ihlal edilmeden, beklenmedik olayların gerçekleşmesinin mümkün olduğunu ifade eden bahsettiğimiz modele dikkat çekenler de olmuştur.

Bu yaklaşımla beraber, kutsal metinlerde bahsedilen, peygamberleri inkar eden toplumların, doğal afetler aracılığıyla yok edilmelerini ele alalım: Buna göre Tanrı, daha ‘baştan’ peygamberlerinin inkar edileceğini ve zulme uğrayacağını bildiğinden, evrenin ‘başlangıcında her şeyi öyle bir ayarlamıştır’ ki; Big Bang başlangıcından 15 milyar yıl sonra, tam olarak peygamberlerin kavimlerini terk ettiği zamanda ve tam olarak zulüm yapan ve inkar eden toplumun olduğu bölgede, kasırga, deprem veya volkan patlaması gibi doğal afetlerle bu kavimleri cezalandırarak teist dinlerce mucize (ayet) kabul edilen olayları gerçekleştirmiştir.

Hz. Musa’ya denizin yarılması da böylesi bir mucize modellemesiyle açıklanabilir. Aslında denizin içinde rastgele hareket eden katrilyonlarca molekül vardır. Denizin ortasından çizeceğiniz hayali bir çizginin sağındaki moleküllerin istisnasız hepsinin daha sağa, soldaki moleküllerin istisnasız hepsinin daha sola hareket etmesi mümkündür. Moleküllerin böylesi bir hareketinde, deniz yarılır ve de hiçbir bilimsel yasa ihlal edilmemiş olur. Bu tarz durumları göremememizin sebebi, bunların doğa yasaları çerçevesinde olası olmaması değil, olasılığının imkansız denecek kadar düşük olmasıdır. Olasılıklar arasından hedeflerine uygun olan düşük olasılıkları dilediğince seçebilen, bilinçli ve kudretli bir Tanrı’ya inananlar için, olasılıkların çok çok düşük olması sorun olmayacaktır. Tanrı’nın, ‘baştan müdahale’ ile, determinist bir evrende, doğa yasalarını ihlal etmeden, Hz. Musa’ya denizin yarılması mucizesini gerçekleştirdiğini savunan biri, muhtemelen şöyle diyecektir: “Tanrı, Hz. Musa’nın başına gelecekleri evrenin başından bildiğinden, Hz. Musa’nın düşmanlarınca kovalanıp kıstırılacağı -denizin kenarına geleceği-anda, denizin yarılacağı şekilde doğadaki olguların oluşumunu (bahsettiğimiz şekilde moleküllerin hareketiyle veya bu durumu sağlayacak gelgit gibi bir mekanizmayla), evrenin ‘başlangıcında’ uygun şekilde olayları düzenleyerek (doğa yasalarını ‘araçsal/ikincil sebepler’ olarak kullanarak) sağlamıştır.”

Böylesi bir mucize oluşumunda, gözlenen, beklenmeyen ve sıra dışı olan, fakat doğanın yasalarına da aykırı olmayan bir olgudur. Bu anlayışta, mucizenin oluşumu, çok çok düşük olasılıkların seçimi ile gerçekleştiği için, mucizenin olağanüstülüğüne gölge düşmez. Daha önce değindiğimiz gibi, bir mucizeyi bir anomaliden ayırmada, mucizelerin gerçekleştiği dinsel-tarihi ortamın kritik önemi bulunmaktadır. Hz. Musa ile ilgili örnekte, peygamberlik iddiasındaki Hz. Musa, bu vazifesinden dolayı kovalandığı ve tam kıstırıldığı anda deniz yarıldığı için, mucizeyi tanımlamak için gerekli dinsel-tarihi ortamın bulunduğu rahatlıkla söylenebilir. Sonuçta bu olaya inananlar için, hiçbir doğa yasası ihlal edilmemiş olsa bile, olayın olağanüstülüğü ve gerçekleştiği dinsel-tarihi ortam, mucize olarak tanımlanmasına yeterlidir.

Bu görüş, Tanrı’nın baştan müdahale ile varlıklar arası uyumu sağladığını söyleyen Leibniz’in felsefi sistemine benzer. Bazıları -Leibniz’in sistemini olduğu gibi- bu yaklaşımı deizmle karıştırabilirler. Phil Dowe gibi biz de bu anlayışın hatalı olduğu kanaatindeyiz. Deizmle, baştan evreni yaratan, fakat sonra olayların akışına karışmayan ve bunlardan haberdar olmayan bir Tanrı anlayışı benimsenir. Oysa bu anlayışta, Tanrı’nın, evrenin başlangıcından, evrenin her anına ve her yerine müdahalelerde bulunduğu savunulur; yani aktif bir Tanrı anlayışı benimsenir. Tanrı’nın evrene mekan olarak aşkın olmasına rağmen, her yer ve her anına müdahalelerde bulunduğunu savunanlar için; Tanrı’nın zamana aşkın olup, her yer ve her anına müdahalelerde bulunduğunu kabul etmekte hiçbir sorun olmaması gerekir. Tanrı’nın aktifliği hususunda bu anlayış teizmin temel görüşünden ayrılmaz.

Her an müdahaleyle ‘baştan müdahale’ arasındaki fark, modern kozmolojiye göre 15 milyar yıllık bir süredir. Fakat izafiyet teorisiyle zamanın izafi olduğu anlaşıldıktan sonra, söz konusu 15 milyar yılın bir önemi kalmamıştır.Evrende bile izafi olan zamanın, Tanrı için bir sınırlayıcılığı olduğu iddia edilemez. Evrende geçen 15 milyar yıllık zaman süre-sinin, Tanrı için bir an gibi olduğunu düşünebiliriz. Evrenin başı ile içinde bulunduğumuz dönem arasındaki süre önem-sizleşince, Tanrı’nın baştan müdahalede bulunduğunu söylemek ile her an müdahalede bulunduğunu söylemek arasında ciddi bir fark kalmamaktadır. İzafiyet teorisi, ‘baştan müdahale’ düşüncesinin dile getirilmesini, Leibniz’in döneminde olduğundan daha çok cazip kılmakta ve doğa yasalarının ihlal edilmediği bir mucize anlayışının bu yolla savunulmasını kolaylaştırmaktadır.

ÖNCEKİ YAZI: 4.4. DOĞA YASALARINA FARKLI FELSEFİ YAKLAŞIMLAR

SONRAKİ YAZI: 4.6. KUANTUM BELİRSİZLİKLERİNİN BELİRLENMESİYLE MUCİZE OLUŞTURULMASI

default
Post Written by
?>